Sol Muhalefet tarihi (I): Parti demokrasisi için savaş

Aşağıda yayımladığımız eser, o sıralar Uluslararası Sol Muhalefet’in ABD örgütü içinde faaliyet yürütmekte olan Max Shachtman tarafından kalem alınmış olup, The Militant (Militan) gazetesinin 1932’nin Nisan ve Ağustos ayları arasındaki sayıları boyunca, parça parça yayımlanmıştır. Shachtman bu makale dizisinde, 1923’te kendisini ilan eden SSCB Sol Muhalefeti’nin 10 yıllık politik tarihininin genel hatlarını özetlemeye çalışmıştı.

Shachtman’ın eserinin ikinci kısmı için buraya, üçüncü kısmı için buraya, dördüncü kısmı için buraya ve beşinci kısmı için de buraya tıklayabilirsiniz.

Kaynak: Max Shachtman, Sovyetler Birliği’nde Sol Muhalefet’in İlk On Yılı, Çeviri: Mustafa Sayman, Maya Yayınevi, İstanbul 1975.

***

Önsöz

Bu broşürün yazıldığı tarihten bu yana, aşağıdakileri okurken dikkate alınması gereken baz olaylar meydana geldi. Bunlardan en önemlisi, Alman işçi sınıfının faşizm karşısında uğradığı yenilgidir, Almanya’da barbar kapitalist gericiliğin zaferi, esas itibariyle proletaryanın aczi yüzünden mümkün olmuştur. Bu güçsüzlüğün nedeni ise İkinci Enternasyonal’in partisinin alçakça ihaneti ve resmi Komünist Partisi’nin Stalinizm tarafından iflasa sürüklenmesidir.

Alman Komünist Partisi’nin çöküşü ile, Komünist Entemasyonal’in küçülen safları arasından bir kitle tabanı ya da etkisi bulunan en son seksiyon da ayrılmış olmaktadır. Bu örgütten geriye kalan şey, binlerce yara almış, Rus Sovyet bürokrasisinin boyunduruğu yüzünden devrimci ya da ilerici bir güç olarak yeniden yükselmekten aciz, takatsiz yatmaktadır.

Alman proletaryasının ve onun Komünist partisinin yenilgisi, on yıldan beri Stalinist cihaz tarafından maruz bırakıldıkları maneviyat bozukluğu, yanlış yönetim ve bürokratik merkezcilik için ödemek zorunda kaldıkları fiyattır. Şimdi Alman işçi sınıfı Hitler’in canilerinin bütün şeytani işkencelerini çekmek zorundadır ve bu yüzden bütün dünyanın işçi sınıfı da gerilemiştir. Ama faşizmin zaferi kaçınılmaz olduğu için değil. Tam tersine. Eğer Alman proletaryası, gerçekleştirmek için hiç durmadan ajitasyon yaptığımız ve bu yüzden de karşıdevrimciler ve “sosyal faşistler” olarak mahkûm edildiğimiz birleşik cephe hareketi içinde seferber edilmiş olsaydı, Kahverengi Gömlekliler ezilir ve iktidar koltuğuna hiçbir zaman ulaşamazlardı. Bir yanda Sosyal Demokratlar, bir yanda da Stalinistler işçi sınıfının yolunu tıkadılar, Stalinistler devrimi hızlandırmak yerine frenlediler.

Bu önsöz yeni sorunlara ancak şöyle bir değinebilir; bu sorunların derinlemesine tahlili için hareketimizin çok geniş literatürüne başvurmak şarttır. Burada şunu belirtmekle yetinelim: Almanya olayı ve Stalinist partilerin bürokratik kanaatkârlığı, rahatlığı ve ilgisizliği, yanlışlarının derinleşmesi ve nihayet parçalanmaları, bizi şu kaçınılmaz sonuca getirmiştir:

Komünist Enternasyonal, Stalinizm tarafından boğulmuştur, iflas etmiştir ve Marksist temeller üzerinde düzeltilmenin ve onarılmanın ötesine geçmiştir;

Önce Çin’de, sonra da sırayla Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve şimdi de Çekoslovakya’da mücadelenin en belirleyici anında iktidarsızlıklarını gösteren ve kendi içlerinden yenip bitirilen Stalinist partiler, öteki ülkelerde de mücadelenin yakıcı sorunlarını çözmeyi başaramayacaklardır;

Bu özellikle ve her şeyden önce Sovyetler Birliği için geçerlidir; bu ülkede işçi devletine yönelen tehlikeler, proleter örgütlerinin gücünde eş bir artış olmadan çoğalmaktadır; ;

Geçmiş deneylerin zenginliği ve bugünkü dünya durumunun bütünü, inançlı devrimcinin yozlaşmış Stalinist cihazdan tümden ve kesinlikle ayrışmış ve yeni bir Komünist Enternasyonal ile dünyanın bütün ülkelerinde yeni Komünist Partiler kurma yoluna girmesini emretmektedir;

Resmi partinin içindeki bir hizip olarak hareket etme şeklindeki eski politikasını bırakan Sol Muhalefet, kendini bu dev tarihsel göreve adamıştır. Sol Muhalefet yeni harekete, devrimci hareket içinde ayrı bir akım olarak on yıllık varoluşu süresince geliştirdiği sınanmış ve doğrulanmış devrimci düşünce ve eleştiri bütününü, zengin ve kapsayıcı deneyleri sunmaktadır. Sol Muhalefet, Marx ve Engels’le başlayan, Rus devriminde zafere ulaşan, ve olgun meyvesini bütün insanlığın kurtuluşunu sağlayacak dünya devriminde alacak olan bir ve aynı eğilimin doğrudan mirasçısı ve yürütücüsü olarak doğmuştur.

MS.

Kasım 1933

Sol Muhalafet’in ilk 10 yılı

Komünist hareket bütün dünyada korkunç bir bunalımın içinden geçiyor. Komünist Enternasyonal 1919’da Moskova’da kurulduğundan bu yana birkaç kritik dönem yaşadı. Gene de, bunlar iki farklı kısma ayrılabilir. Birincisi, Enternasyonal’in ilk beş yılını, partilerin gereksiz ve Komünist olmayan unsurlardan temizlendiği, genel olarak büyümenin getirdiği bunalımların kaydedildiği dönemi kapsar, öteki ise, alçalış bunalımlarının hemen hemen kesintisiz olarak yaşandığı son dokuz yılı kapsayan, devrimci kanadın partilerden koparılıp atıldığı dönemdir.

Gören gözler için bu bunalımın işaretleri ortadadır, Komünist Enternasyonal, ilk yıllarında Lenin ve Troçki’nin rehberliğinde, otoritesi, itibarı ve başarıları bütün ülkelerde artan, canlı, gelişen bir hareketti. Bugünkü liderlik ise, Enternasyonal’i duraklamaya ya da gerilemeye itmiştir. Kapitalist dünyayı dünya savaşından bu yana görülmedik bir şekilde sarsan bir bunalım, Enternasyonal’i hareketsiz bir durumda yakalamaktadır. İspanya’da kitlelerin genel bir ayaklanması, Komünistlere, proletaryanın kurtuluş savaşını yönetmek için ilk büyük fırsatı vermiştir — ne var ki, İngiltere’de, Fransa’da, Amerika’da, Çekoslovakya’da, Çin’de, Hindistan’da bir Komünist Partisi yoktur. Bir zamanlar Komünizmin kitle partileri ya da kitleleri kucaklama yolundaki partiler tarafından temsil edildiği bütün ülkelerde, Enternasyonal seksiyonu iktidarsızlığın acısıyla kıvranmaktadır.

Bazı önemsiz istisnalar dışında, dünya komünizminin ilk örgütlü varoluş yıllarındaki gerçek liderlerinden hiçbiri bugün onun saflarında bulunmamaktadır; bu özellikle Rus partisi için söz konusudur. Komünist partileri, işçi sınıfının yeni kesimlerinin sürekli olarak içine aktığı, ama bürokratizmin ve hatalı politikaların deliklerinden dökülüp kaybolduğu kalburlar haline gelmiştir her yerde. Entemasyonai’in kuruluşundan neredeyse on üç yıl sonra, büyük ölçüde azalmış üye sayısının çok büyük bir çoğunluğu ancak iki yıldır parti saflarında bulunmaktadır; eski üyeler ya kaybolmuş ya da ihraç edilmiştir.

Bu korkunç durum, kendi çıkarlarının bilincinde olan bütün işçileri neden ilgilendirir? Aşağıdaki nedenlerle :

Komünizm bütün işçi sınıfının umududur. Sınıfsız bir dünya cumhuriyeti, kapitalizmin egemenliği yıkılmadan gerçekleştirilemez. Bu hedefe ulaşmak, işçi sınıfının tarihsel özgörevidir. Sınıf düşmanlarına karşı mücadelede işçilerin elindeki en keskin ve en etkili araç, devrimci politik partidir. Böyle bir parti bir günün ya da bir insanın eseri değildir. Çıkarları temsil ettiği sınıfın ihtiyaçlarından doğar ve en ileri, en militan, en iyi sınav vermiş savaşçıları kapsayıncaya kadar büyür. Egemen sınıf kitlelerin desteğini kaybettiği, onların en temel günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı ve kitleler de güvenlerini kendi sınıf partilerine verdikleri zaman — işte o zaman, bu partinin safları son kavgayı verecek kadar güçlenir. Proletaryanın hakim sınıf durumuna yükselmesiyle insanlık tarihinde yeni bir sayfa açılır; çünkü işçiler insanlığın bütününü kurtarmadan kendilerini özgürleştiremezler. Modem tarih, bu dev mücadelede proletaryayı yönetecek en gelişmiş ve tek mümkün liderlik olarak Komünist Partisini sunar bize.

Bunun dışında emek adına konuştuğunu iddia eden tek başka parti, Sosyal Demokrasi ya da sosyalist partidir. Ama Sosyal Demokrasi de gerçekte küçük burjuvazinin partisidir, kapitalist demokrasiyi ayakta tutan son sütundur. Sosyal Demokrasi, “genel olarak demokrasinin savunulmasından” “özel olarak demokrasinin”, yani onun özgül kapitalist anayurdunun savunulmasına kayar. Dünya proletaryasının çıkarlarını kendi ulusal işçi aristokrasinin ve orta sınıfının çıkarlarına feda eder.

Sosyal demokratlar savaş sırasında emperyalizmin işçi sınıfı içindeki başlıca aletiydi. Hepsi de kendi egemen sınıfının çıkarları için destekledi emperyalist savaşı. Savaştan sonra, devrimci proletaryayı bastırmak için gerekirse silâh zoruyla verilen şiddetli mücadelede kapitalist sınıfın yanında yer almak için hiçbir fırsatı kaçırmadılar.

Komünist Enternasyonal kurulur kurulmaz sosyal demokratların ihanetine karşı, işçi sınıfı içindeki çürüme ve yozlaşmaya karşı, bürokratizme ve oportünizme karşı amansız bir savaş ilân etti. Komünist partiler her yerde sosyal demokratların gericiliğine karşı verilen savaşın içinde doğdular ve geliştiler. Bütün dünyadaki devrimci hareketin parçalanmış, şaşırmış ve dağılmış safları Rus devriminin ve dünya komünizminin bayrağı altında yeniden bütünleşti. Sosyal demokratların sıkıca yerleştirdikleri gericilik karanlığının içine komünistler işçi sınıfı ilerlemesinin ışığını soktular. Sosyal demokratların proletaryanın boğazına geçirdiği boğucu sınıf işbirliği kementini koparttılar. Kitleler bir kez daha sınıf mücadelesi yoluna girdi. Bütün proleter çalışma alanlarında — sendikalarda, grevlerde, parlamentoda, gösterilerde, kooperatiflerde, spor derneklerinde — komünistler işçi sınıfının yıkılmış maneviyatını yeniden canlandırdı, onları yeni bir cesaretle güçlendirdi, yeni düşüncelerle aydınlattı, onlara yeni bir militanlık gösterdi. Bütün ülkelerdeki savaş sonrası gericilik, burjuvazinin emdiği kan ve kâr için tek tehlikenin genç komünist hareketten geldiğini gördü, yalnız gericiliğin emeğe karşı saldırısı direnişle karşılaşmakla kalmıyor, aynı zamanda bu emek çürüyen eski toplumu yıkmak ve yeni bir toplumu kurmak için saldırıya geçiyordu.

Komünizm, Bolşevik Rus devrimi tarafından yeniden canlandırılan bu ülkü, ezilenlerin ve sömürülenlerin umuduydu ve hâlâ da öyledir. Ama komünizmin partisi kurtuluş mücadelesini başarıyla yürütmekten aciz kalırsa, başka hiçbir güç sermayenin iktidarını yıkamayacaktır. İşte bu yüzden Komünist Enternasyonal’in durumu ve gelişmesi, bütün işçiler için hayati bir önem tanımaktadır. Böyle olduğu için iç tartışma ve mücadelelerimiz özel bir mesele değildir, bütün işçi sınıfını ilgilendirmektedir.

Bu ülkede Amerikan Komünist Birliği (Muhalefet) olarak örgütlenen Sol Muhalefet, Komünist Enternasyonal’in içindeki bunalımdan doğmuştur. Çabaları bu bunalımı çözmeye yöneliktir. Bu dev görev, mümkün olan en çok sayıdaki komünistin ve sınıf bilincine sahip militanın işbirliğini gerektirir. Bu işbirliğinin sağlanması ve salt duygusal sempatinin ötesine geçmesi için, komünizmin bunalımının kaynağını ve tabiatını, gelişmesinin en önemli noktalarında anlamak şarttır. Okur bunları incelerken aynı zamanda Sol Muhalefet’in görüşlerini, olayların gösterdiği gelişimle sınayabilecektir; devrimci hareketin içindeki çatışan görüşler için bundan daha belirleyici bir sınav yoktur.

Parti demokrasisi için savaş

Komünist Enternasyonal’in kendisi gibi Sol Muhalefet de, doğal olarak dünya devriminin potasında, Sovyetler Birliği’nde kuruldu; Komünist Partisi içinde ayrı bir grup olarak ilk kez 1923’te, Rus Devrimi’nin ve Komünist Enternasyonal’in Lenin’le birlikte en önde gelen lideri olan Lev Troçki’nin önderliğimde biçimlendi.

O sırada işçilerin cumhuriyeti zor bir dönemden geçmekteydi. 1921’de Yeni Ekonomik Politika’nın (NEP) benimsenmesiyle ülkenin ekonomik hayatının onarılmasında önemli bir başarı kazanılmıştı. İşçilerle köylüler arasındaki ilişki, Rusya’da proletarya diktatörlüğünün güvenliğinin dayandığı bu ilişki, güçlendirilmişti. Devrimin iç savaşa ve emperyalistlerin müdahalesine karşı savaşmakta olduğu “Savaş Komünizmi” günlerindeki güçlüklerin büyük bir kısmı aşılmıştı. Ama aynı zamanda yeni sorunlar da ortaya çıkıyor ve zaman zaman da bunalım biçimini alacak kadar keskinleşebiliyordu.

Troçki’nin genel olarak kabul edilmiş deyimiyle söylersek, işçi cumhuriyeti bir “makas” bunalımından geçmekteydi. Makasın açılışı, mamûl madde fiyatlarındaki artış ve tarım ürünleri fiyatlarındaki düşüş ile ortaya çıkan açığı ifade ediyordu. Sorun, her iki sektördeki fiyatları birbirleri ile daha yakın bir uyum içine getirmekti.

Fabrikalar ürünlerini satmakta güçlük çekiyorlar ve bunun sonucunda üretim yavaşlatılıyordu. Ücretlerin dağılımı gittikçe daha düzensizleşiyordu ve ödemeler işçilerin ihtiyaçlarını artık karşılayamayan değeri düşmüş para ile yapılıyordu. Sadece işsizlik artmıyor, aynı zamanda işçiler ve köylüler mamûl maddeleri gittikçe daha zor satın alabiliyorlardı. İşçilerin hoşnutsuzlukları grevlere bile yol açabiliyordu.

Bu durum, Komünist Partisi üyelerinin de hoşnutsuzluklarım arttırıyordu. Karşıdevrimin ezilmesinden ve NEP’in uygulamaya konulmasından sonra, Savaş Komünizmi’nin havası ekonomide büyük ölçüde kaybolmakla birlikte parti içinde hâlâ devam ediyordu. İç savaşın gereği parti içinde uygulanan yoğun askeri rejim, savaş döneminin geçmesine rağmen devam etmekle kalmamış, bazı alanlarda tehlikeli olmaya bile başlamıştı. Partide seçimle gelinen mevkiler, büyük ölçüde yukarıdan atanan memurlar tarafından ele geçirilmişti. Parti üyelerinin inisiyatifleri ve bağımsızlıkları yok edilmiş durumdaydı. Bürokratik bir zümrenin kendine siper kazışı, partide çeşitli gizli hiziplerin doğmasına yol açıyordu. Bu grupların Menşeviklerin veya anarko-sendikalistlerin yardımıyla oluşturulduğu doğrudur, ama bu durum gene de parti üyelerinin hoşnutsuzluklarının derinliğini yansıtmaktaydı.

Hastalığı onu aktif parti hayatından çekilmeye zorlamadan önce, Lenin bürokratizm tehlikesine ve parti içinde işçi demokrasisine duyulan ihtiyaca açıkça işaret etmişti. Lenin yalnız bürokratizme ve bürokratlara karşı ağır yazılar yazmakla kalmamış, ama aynı zamanda partiyi bu yok edici kanserden kurtarmak için Troçki’yi her ikisinin adına bir kampanya açmaya zorlamıştı. Lenin’in başkanlığında yapılan Onuncu Kongre’de, parti demokrasisinin derinlemesine uygulanması için bir karar bile alınmıştı. Aynı kararı yeniden vurgulayan On İkinci Kongre’den sonra bunun kâğıt üzerinde kalmasına izin verildi ve durumun gittikçe kötüleşmesinin önü alınamadı.

O dönemde parti içindeki durum, lider grubunun hızlı destekçilerinden Buharin tarafından şöyle anlatılıyordu:

“Eğer bir soruşturma açacak ve partideki seçimlerden kaç tanesinin, iskemleden ‘kim lehte’ ve ‘kimler aleyhte’ diye bağırmak usulüyle yapıldığını araştıracak olursak, parti örgütlerinin seçimlerinin çoğunun tırnak içinde seçimler olduğunu kolayca görürüz, zira oylama yalnız ön tartışma olmadan yapılmakla kalmıyor, üstelik ‘kimler aleyhte’ formülüne göre yürütülüyor. Ve otoritelerin aleyhinde konuşmak kötü bir şey olduğu için de mesele orada kapatılıyor.

Parti toplantılarına bakalım bir de, orada işler nasıl gidiyor? (…) Toplantı başkanlığının seçiminde Bölge Komitesi’nden bir yoldaş ortaya çıkıyor, bir liste sunuyor ve soruyor: ‘Kimler aleyhte?’ Kimse değil (…) ve meselenin bittiği kabul ediliyor. (…) Gündem konusunda da aynı yöntem. (…) Başkan soruyor: ‘Kimler aleyhte?’ Kimse değil. Karar tartışmasız yürürlüğe konuluyor. İşte parti örgütlerimizde her zaman ortaya çıkan durum bu. Şurası açık ki, bu durum büyük bir hoşnutsuzluğa yol açıyor. Ben size en alt kollarımızla ilgili örnekler verdim. Aynı durum biraz değişik bir biçimde parti hiyerarşisinin üst kademelerinde de görülebilir.”

Troçki, bu gidişe karşı koymak için 8 Ekim 1923 tarihinde Merkez Komitesi’ne ulusal ekonomi ve parti üzerindeki görüşlerini içeren bir mektup yolladı. Bunu, onunla temel konularda elbirliği yapan 46 parti liderinin imzaladığı bir mektup izledi. Ayrıca, Troçki “Yeni Yol” adlı broşürde toplanan, durumla ilgili bir dizi makale yazdı — broşürün adı, ekonomideki ve parti saflarındaki son durumdan ötürü Troçki’nin partiye önerdiği yeni tavırdan esinlenmişti. “Moskova Muhalefeti” diye adlandırılan akımla hemen birleşen Troçki’nin verdiği bu mücadele, işçi demokrasisi yolunda alınan kararların gerçekten uygulanması ve sanayi ile tarımın bir iktisadi plan çerçevesi içinde koordine edilmesi talepleri çevresinde kümelendi.

Yönetici hizbin saçma suçlamalarının tersine, Muhalefetsin taleplerinin Menşeviklerin savundukları “saf demokrasi” ile hiç ilgisi yoktu. Menşevikler ve diğer sağ kanat sosyalistleri, her zaman Rusya’daki proletarya diktatörlüğünü devirmeyi ve kapitalist bir “demokrasi” rejimi kurmayı amaçlamışlardı.

Muhalefet, işçi demokrasisini, partinin ve proleter diktatörlüğünün bürokratik yozlaşmasının önüne geçmek için talep ediyordu. Troçki’nin, Lenin’den aldığı “tarih her çeşit yozlaşmayla” doludur cümlesini geliştirip açarak 1923’te yaptığı uyarılar, daha sonraki yıllarda düzinelerce parçaya ayrılan “Eski Muhafızlar” ve “Leninist Merkez Komite” tarafından iftira diye nitelenerek reddedildi.

İşçi demokrasisinin yeniden kurulması ile parti ve diktatörlüğü kemirmeye başlayan bürokratik bozulmaları ortadan kaldırma programının bir başka önemli yönü daha vardı. Bu programa, daha başından beri, iktisadi olarak geri Rusya’nın sanayileşmesinin hızlandırılması perspektifi eşlik ediyordu.

Troçki, işçi cumhuriyetinin ilkelce örgütlenmiş ve ilkelce yönetilen tarım engelini aşarak sosyalizm yoluna girmesinin ancak büyük ölçekli makine sanayinin sağlam temellerini döşeyerek mümkün olacağını belirtmişti. Böyle bir temelle, proletarya köylülüğün ucuz sanayi ürünlerine olan

talebini karşılayabilecekti. Sömürücü köylülerin (kulaklar) iktisadi ve siyasi önemlerini sistematik bir biçimde yok etmeyi hedefleyen bir politikanın izlenmesi ile, ağır sanayi teknik araçlarıyla donatılmış bir tarımın sosyalist dönüşümüne gerçekten geçilebilecekti.

Bu hedeflere ulaşabilmek için, Troçki 1920’de planlı ekonomi ve demiryolu ulaşımı alanında elde edilen başarıları örnek göstererek ulusal ekonominin merkezileştirilemesini ve ulusal ölçekte ve uzun vadeli bir plân ile uyumlu yönetimine geçilmesini savundu İktisadi planlama önerisinin o zamanlar parti yöneticileri arasında uyandırdığı karşıtlık, bu düşüncenin on yıl sonra herkesçe benimsenmesi ve Muhalefet tarafından parti içinde öne sürülüşünden beş yıl sonra planlı ekonominin uygulanmasıyla elde edilen büyük gelişme göz önünde tutulursa, oldukça şaşırtıcı gelecektir.

Bu alandaki tartışmanın, özü, o zamanlar Troçki’nin hızlı muhaliflerinden ve Stalin-Buharin-Zinovyev çoğunluk hizbinin sözcüsü durumunda olan Zinovyev tarafından 6 Ocak 1924 tarihli konuşmasında şöyle ifade edilmişti: 

“Bana öyle geliyor ki yoldaşlar, güzel bir plâna yapışmak için sarf edilen bu inatçı çaba, aslında iyi bir plânın evrensel bir çare, akim son sözü olduğu yolundaki eskimiş görüşle uzlaşmaktan başka bir şey değildir. Troçki’nin bakış açısı birçok öğrenciyi büyük ölçüde etkilemiştir. Bugün öğrencilerin büyük bir kesiminden, ‘Merkez Komitesi’nin hiçbir plânı yok, oysa bizim gerçekten bir planımız olmalı!’ şeklinde çığlıklar duyabiliyoruz. Rusya gibi bir ülkede ekonominin yeniden kurulması gerçekten devrimimizin en çetin sorunudur, sanayi işlerinin Dzherzhinsky; ekonominin Rykov; mâliyenin Sokolnikov tarafından yürütülmesini istiyoruz; öte yandan Troçki ise her şeyin bir ‘devlet planı’ ile yürütülmesini istiyor.”

Çoğunluğun Muhalefet ile çatıştığı her mesele gibi bu konuda da, sınıf savaşının kendisi, Troçki ve yoldaşlarının öne sürdüğü bakış açılarını yüzlerce defa doğruluyordu. Çoğunluk, Muhalefetin planlı ekonomi programına elindeki tek silahla karşı koydu— alay, küfür ve tahrifat. Sonuçta ise, yıllar önce tüm komünist hareketi seferber ederek karşı koymak istediği aynı programın bütününü istemeyerek de olsa uygulamak zorunda kaldı.

Muhalefetin ortaya attığı sorunlara çözüm getirmekten aciz olan parti liderleri, her çeşit safsataya başvurdular. Troçki’nin yazdıkları akıl almayacak şekilde çarpıtıldı ve değiştirildi. Troçki, genç komünist kuşağın hayatiyetini yeniden kazanabilmesi amacıyla liderliğe alınmasını savunurken, sanki “gençleri” “yaşlıların” karşısına dikmek istiyormuş gibi sunuldu bu görüşler parti saflarına; bu, oportünist bürokrasinin zaman aşımına uğramış oyunlarından biriydi. Troçki, parti içinde o kadar çok fraksiyonun doğuşuna yol açan temel nedenin, parti saflarının inisiyatif ve eleştirilerinin baskı altında tutulması olduğunu söylerken, ilke olarak fraksiyonları savunmakla suçlanıyordu. O, hiçbir liderliğin yozlaşmaya karşı bağışıklığı olamayacağını tarihin gösterdiğini, partinin bürokratizmin gelişmesini önleyecek ciddi tedbirler almak zorunda olduğunu söylerken, partinin yozlaştığını ve devrimin bürokrasi tarafından yıkıldığını ilan etmekle suçlanıyordu. O, kentin kıra, işçinin köylüye, sanayiin tarıma öncülük etmesi gerektiğini söylerken, “köylülüğü önemsemediği” tarzında gerici bir suçlamayla karşılaşıyordu.

Parti liderleri emirleri altındaki dev araç sayesinde, parti liderlerinin çoğunluğunu kendi saflarında tutmayı başardılar. Önde gelen üyeleri bile Troçki’nin gerçekte ne yazdığını ve neyi savunduğunu bizzat okumayan veya görmemiş olan Komünist Enternasyonal üzerinde kurulan kontrol da, Muhalefetin “reddedilmesine” yardımcı oldu.

Parti içindeki sol kanadın, merkez kliği tarafından yok edilmesini kolaylaştıran nedenlerden biri de, Rusya’nın dışında ortaya çıktı. Sadece Rusya’daki tartışmalar üzerinde değil, ama gelecekte izlenecek yollar açısından uluslararası komünist hareketin hayatı üzerinde de güçlü etkileri olan bu olay, komünistlerin Almanya’daki 1923 yenilgileri idi.