Ekim’le açılan uluslararası sosyalist devrim çağı

image_pdf

Aşağıda okuyucularımızla Nahuel Moreno’nun 1984 yılının Ocak ayında hazırladığı Yirminci Yüzyıl Devrimleri (Las revoluciones del siglo XX) kitabının altıncı bölümünü, Ekim Devrimi’nin yıldönümü vesilesiyle paylaşıyoruz. Moreno’nun bu kitabı Devrimci Marksizm ve 20. Yüzyıl Dersleri başlığıyla Troçkist tarafından Ocak 2022’de yayımlanacak.

***

1914’ten 1918’e kadar süren emperyalistler arası savaşla birlikte toplumun kapitalist sistem altında geliştiği ve zenginleştiği ilerici dönemin sona erdiği açıkça belli oldu. Bu savaş sonrasında şu an içinde bulunduğumuz tarihsel çağa girdik: toplumların giderek daha çok gerilediği ve yoksullaştığı, insanları ve üretici güçleri kitlesel olarak yok eden korkunç savaşların gerçekleştiği ve aynı zamanda büyük teknolojik gelişmelerin kaydedildiği dönem.

Bir önceki reformist çağ sona erdi. Bu noktadan itibaren artık proletarya ve sömürülenlerin tümünün, çürümekte olan kapitalist sistemi, yani emperyalizmi yıkabilmek için devrim yapmaya ve iç savaşlara ihtiyacı vardır.

Başlayan bu antikapitalist, işçi ya da sosyalist devrimler çağı aynı zamanda burjuva karşıdevrimler çağıdır. Bu yeni çağı açan ilk muzaffer işçi devrimi 1917 Rus Devrimi’dir. Bu devrimle beraber uluslararası sosyalist devrim de başlamıştır. Bu, tarihte ilk kez birden fazla devrimin toplamıyla değil dünya çapında çarpışan tek bir devrim ve karşıdevrim süreciyle karşı karşıya olduğumuz anlamına gelmektedir. Ulusal devrimler bu küresel çatışmanın önemli ayaklarını oluşturmaktadır.

Devrimci Marksizm, Rusya’daki Ekim Devrimi’nin gelişimini inceleyerek “klasik” devrim tanımını geliştirmiştir. Bu durum, önce Rus Devrimi’nin farklı aşamalarını ve devrim boyunca yaşanan olayları genel hatlarıyla tanımlamamızı; daha sonra da bu tanımları temel kriterler olarak ele alıp ileriki dönemlerde gerçekleşen ve farklı niteliklere sahip diğer devrimlerle karşılaştırarak kıyaslamalar yapmamızı gerektirir.

I.) Rus devrimi

Rus Devrimi farklı olgular içerir. Bunlar arasında temel öneme sahip karakteristik özellikleri bir arada sunan Şubat Devrimi olayları da vardır.

1. Şubat Devrimi

Şubat Devrimi’nin karakteri aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Birincisi, her ne kadar öncü işçiler, özellikle de Bolşevikler tarafından eğitilen öncü işçiler önderlik rolünü üstlenmiş olsalar da Şubat Devrimi aslında öncü bir partiden yoksun, ayaklanma şeklinde gerçekleşen bir kentsel işçi sınıfı ve halk seferberliğidir.

İkincisi, bu kentsel seferberlik silahlı kuvvetleri alt etmemiş, sadece silahlı kuvvetler içerisinde derin bir krize neden olmuştur.

Üçüncüsü, temel hedefi ve üstlendiği tarihsel görev bağlamında, Çar’ı devirerek yerine burjuva demokratik rejimi getiren bir burjuva demokratik devrimdir.

Dördüncüsü, bu burjuva demokratik devrim uluslararası sosyalist devrimin bir parçasıdır; daha da somut anlamda, emperyalist savaşı bir iç savaşa dönüştürme yolunda dünya proletaryasının mücadelesinin önemli bir parçasıdır.

Beşinci olarak, Çar gücünü sadece büyük toprak sahiplerinden değil daha çok monarşiyle anlaşma içerisindeki burjuvaziden aldığından, Şubat Devrimi aynı zamanda Rusya’nın kendi sosyalist devriminin de bir parçasıdır.

Altıncı olarak, Çar’ın, başta askerler olmak üzere halkı yönlendiren işçi sınıfı tarafından devrilmiş olması da Şubat Devrimi’ni Rusya’daki sosyalist devrimin bir parçası yapar.

Yedinci olarak, Şubat’ın sosyalist devrimin bir parçası olmasının bir diğer nedeni de işçilerin ve halkın, ağırlaşan sorunlarını ancak Çar’ın devrilmesiyle birlikte proletaryanın ilk ve doğrudan düşmanı haline gelen büyük toprak sahipleri ve kapitalistleri karşılarına alarak çözebilecek olmalarıydı.

Sekizincisi, devrimci sürecin ulusal sınırlarda durması, yani burjuva iktidarının varlığının devamı, sömürülenlerin içinde bulundukları koşulların aynen devam etmesi anlamına geldiği ölçüde, yukarıda belirtilen maddelerin hepsi Şubat Devrimi’nin ulusal ve uluslararası çapta bir sosyalist devrimi stratejik bir görev olarak önüne koyduğu anlamına geliyor.

Dokuzuncu olarak, işçiler yaptıkları devrimin yukarıda bahsettiğimiz anlamda sosyalist olduğunu ve dolayısıyla iktidarı ele geçirmeye doğru hareket etmeleri gerektiğini farkında değillerdi. Şubat’tan sonra başka bir devrime ihtiyaç olmadığına inanıyorlardı. İşte bu yüzden biz de Troçki gibi Şubat Devrimi’ni bilinçsiz bir devrim olarak adlandırıyoruz.

Onuncu ve son olarak, işçi ve kitle hareketleri burjuva bir rejimi savunma ve burjuvaziyle birlikte bir hükümet kurma konusunda hoşnutsuz olsalar da onlara önderlik eden reformist partiler, onların bu rejime yönelik saygı duymasını sağlayabildiler. Sosyalist devrimi gerçekleştirme mücadelesineyse bu ancak Rusya ileri bir kapitalist ülke olduğunda mümkün olabilir bahanesiyle şiddetle karşı çıktılar; bu yüzden onlar [reformist partiler] için ilk görev kapitalizmi geliştirmekti.

2. İkili iktidar

Şubat Devrimi’nin zaferinin bir sonucu olarak; Çarlık rejiminden tamamen farklı, geniş demokratik özgürlüklere sahip, kriz içerisindeki bir orduya ama asıl olarak da kitle hareketini yönlendiren küçük burjuva partilere dayalı bir rejim ortaya çıktı. Çarlık monarşisi ortadan kalkınca küçük burjuvazinin önderlik ettiği işçi ve halk partileri devlet kurumları içinde merkezi bir rol üstlendiler. Ancak devrimci yükseliş dolayısıyla bu rejim son derece zayıf bir rejimdi. III. Enternasyonal bu rejimi Kerenskici olarak tanımladı; çünkü Kerenski rejimin farklı aşamalarını simgelemekteydi. (1)

Politik rejimdeki bu derin devrim devletin karakterine yansımadı; devlet burjuvazinin ve toprak sahiplerinin bir aracı olarak kaldı. Devletin gücünü elinde tutan sınıflarda bir değişiklik olmadı.

Ancak bir şekilde devlete ilişkin son derece kritik bir durum ortaya çıktı. Bu durum daha önce farklı anlarda ortaya çıkmış olsa da Rusya’da 1917 Şubat’ı sonrasında çarpıcı bir karakter kazandı. Tam anlamıyla bir krizin ortasında olmasına rağmen burjuva devletin kendini idame edebildiği bir aşama açıldı. Bu kriz, işçi ve kitle hareketinin kendi kurumları aracılığıyla, toplumun birçok kesimi üzerinde burjuva devletten daha fazla ya da daha etkili bir güce sahip olmasının bir sonucuydu. Kitle hareketinin mücadele ve iktidar organları işçilerin, köylülerin ve askerlerin sovyetleri, sendikalar ve fabrika komiteleriydi. Sovyetler “fiili” iktidar organlarıydı. Bazı yerlerde halk, hükümetin emrettiği şeyi değil sovyetlerin emrettiğini yapıyordu. Diğer yerlerde ise durum tam tersiydi. Bu yüzden sovyetler ikili iktidar olarak adlandırıldı. Bu dinamik ve sürekli değişen bir durumdu. Fakat bütünlüklü olarak baktığımızda, neredeyse baskın sayılabilecek en güçlü iktidar kapitalist hükümet değil sovyetlerdi.

Sovyet iktidarı burjuva devletin krizinden, özellikle de askerlerin emre uymayarak kitlesel olarak cephelerden kaçtığı ordu içerisindeki derin krizden besleniyordu. Bu yarı yıkılmış devlet karşısında egemen güç işçiler, köylüler ve askerlerdi.

Biz Kerenskiciliği ve ikili iktidarı, farklı kurumların istikrarsız da olsa bir birleşimi olması dolayısıyla bir rejim olarak tanımlıyoruz; bu bir yanda hükümet, askeri önderlik, burjuva ve küçük burjuva partilerin, diğer yanda ise sovyetler ve diğer işçi ve halk örgütlerinin olduğu bir birleşimdi.

Burjuvazi de gücünü sovyetlerden alıyordu; ama bu güç dolaylı olarak sovyetlerin önderliğinden geliyordu. Sosyal Devrimciler ve Menşevikler sovyetler içerisinde çoğunluktalardı ve işçileri, köylüleri ve askerleri burjuva hükümeti desteklemekten başka seçenekleri olmadığına ikna ediyorlardı. (2)

3. Kornilov darbesi

Rus Devrimi süreci içerisinde tarihte ilk kez (Paris Komünü’nün bastırılması istisnası dışında) burjuva kapitalist tipte bir karşıdevrimci darbe gerçekleşti. Kornilov’un darbesinin feodal toprak sahiplerinin hizmetinde ve Çar yanlısı olduğunu düşünenler vardı. Troçki ise bu darbenin feodalizm yanlısı değil açıkça kapitalizm yanlısı ve karşıdevrimci bir darbe olduğunda ısrar ederek bu görüşe karşı çıktı. Bu darbe her ne kadar başarısız olsa da ileriki dönemlerde maalesef ki zafer kazanacak olan burjuva karşıdevrimci darbelerin bir habercisiydi: Mussolini, Çan Kay Şek, Hitler ve Franco tarafından yapılan darbelerin. (3)

Yani Kornilov ile birlikte yeni bir karşıdevrim türü ortaya çıktı: Feodal olmayan, faşist, burjuva bir karşıdevrim.

Kornilov’un darbesi, işçi sınıfı ve işçi sınıfının partisi olduğunu iddia eden partilerin bir araya gelerek gerçekleştirdiği seferberlikler sonucunda yenilgiye uğratıldı. Darbe girişimi başlayınca Bolşevikler taktiklerini değiştirdiler. O ana kadar bütün saldırılarını Kerenski’ye yöneltiyor ve Kerenski’nin devrilerek sovyetlerin iktidarı ele geçirmesini öneriyorlardı. Ancak Kornilov saldırıya geçtiğinde bu darbeyi büyük bir karşıdevrimci tehlike olarak tanımlayıp, başta Kerenski’nin partisi olmak üzere tüm işçi ve emekçi partilerine Kornilov’un karşıdevrimini alt etme amacıyla silahlı mücadele birliği çağrısında bulundular. Kerenski’ye yöneltilen saldırılar ikincil hale geldi; o ana kadar yükselttikleri Kerenski’nin derhal devrilmesi çağrısını bıraktılar. Bunun yerine Kerenski’yi, Kornilov’u alt etmek için cesur antikapitalist ve geçişsel önlemler içeren tutarlı bir devrimci mücadele yürütmek noktasında yetersiz kalmakla suçladılar.

4. İşçi ve köylü hükümeti

Devrimin bu aşaması için Lenin ve Troçki şu politik olasılığı ve sloganı yükselttiler: Sovyetlerin tartışmasız önderlikleri olan reformist partilerin (Sosyal Devrimciler ve Menşevikler) iktidarı ellerine almaları. Bu, sovyet kurumlarına dayanan yeni bir devlet inşa ederek devletin karakterini değiştirecek bir devrim yapma fikrine dayanıyordu. Reformist partilerin Lenin’in önerisini kabul etmesi halinde, bu devrim barışçıl olurdu. Eğer reformistler bu öneriyi kabul etselerdi, Bolşevikler onları alt etmek için şiddete dayalı bir mücadele çağrısı yapmamayı kabul edecek; sovyetler içinde çoğunluğu kazanmak ve kurulan yeni sovyet işçi devletinin iktidar partisini dönüştürmek için barışçıl bir mücadele yürüteceklerdi. Lenin ve Troçki’nin bu politikası, sovyetlerin iktidarı kendi ellerine almasını kabul etmeyen reformist partiler tarafından reddedildi.

Önerilen bu politika, geliştirilmesi, karakteri ve başarılı olması durumunda ortaya çıkacak devlet tipi hakkında kafa karışıklıklarına yol açmış olsa da devrimci mücadelelerin geleceği adına çeşitli yaklaşımlarla dolu bir teorik hipotez olarak kalmaya devam etmektedir.

5. Ekim Devrimi

Ekim Devrimi, devrimci Marksist işçi partisi Bolşeviklerin önderliğinde düzenlenen ve örgütlenen bir ayaklanmaydı. Bolşevikler sovyetlerin çoğunluğunu kazanarak onları Kerenski’ye, yani Şubat rejimine ve hükümetine karşı devrim yapmaya yönlendirdiler ve bu şekilde sovyetlerin iktidarı ele geçirmesini sağladılar. Ekim Devrimi Troçki tarafından bilinçli bir devrim olarak tanımlandı. Bu şekilde devletin karakterini değiştirebildiler. Şubat Devrimi’nin aksine, bu devrimle birlikte yalnızca politik rejim değil devletin karakteri de değişti: Devlet burjuvazinin hizmetinde bir devlet olmaktan çıktı; köylülerin ve askerlerin de desteklediği bir işçi sınıfı devleti doğdu. Yani Ekim Devrimi, Şubat Devrimi gibi sadece politik bir devrim değil aynı zamanda bir sosyal devrimdi.

Ekim Devrimi her sosyal devrim gibi aynı zamanda bir politik devrimdi; çünkü yeni bir politik rejim başlattı, yani yöneten kurumları kökten değiştirdi. Ekim ayına kadar yönetimde kriz içindeki burjuva ordusundan destek alan burjuva ve küçük burjuva reformist partiler vardı. Ekim ayından itibaren burjuva ordusu ve polisi ortadan kalktı; reformist burjuva ve küçük burjuva partiler devleti yönetmeyi bıraktı ve devleti tüm sömürülenleri örgütleyen ultra demokratik bir kurum yönetmeye başladı: işçilerin, köylülerin ve askerlerin sovyetleri. Devletin yeni örgütlerinin ve kurumlarının başında devrimci, enternasyonalist ve aynı zamanda derinlemesine demokratik bir parti olan ve içerisinde her şeyin eğilimler ve hizipler kanalıyla veya bireysel olarak tartışıldığı ve neredeyse hiçbir şeyin oybirliği ile oylanmadığı Bolşevik Parti vardı.

6. Sosyoekonomik devrim

Ekim Devrimi’nden yaklaşık bir yıl sonra burjuvazinin mülksüzleştirildi. Bu, Sovyet rejiminin, sanayi şirketi sahiplerinin ekonomik sabotajına karşı aldığı bir savunma tedbiriydi. Kamulaştırma, işçilerin ve halkın iktidarında (devlet) ve Bolşevik Parti’nin önderliğindeki sovyetlerin yönetiminde (rejimin) kalmaya devam eden devlet ve politik rejimin karakterlerinde gerçekleşen herhangi bir değişikliğin ürünü olmamasına rağmen, asıl büyük devrimin ta kendisiydi; çünkü bir anda toplumsal üretim ilişkilerini dönüştürdü. Sanayinin mülksüzleştirilmesi ve kamulaştırılmasıyla birlikte burjuvazi toplumsal bir sınıf olarak ortadan kalkar ve ulusal planlı bir işçi ekonomisi kurulur. Politik değil ekonomik alanda yapılmasına rağmen devrimlerin en önemlisi olan bu devrime sosyoekonomik devrim denir. Bu, ekonominin karakterindeki topyekûn değişikliktir.

7. İç savaş

İç savaş proletarya ve burjuvazi arasındaki silahlı çatışmadır. Bu, burjuvazinin ve toprak sahiplerinin dünya emperyalizmiyle işbirliği içinde özel mülkiyeti ve devlet iktidarını yeniden kazanmak için yaptığı bir karşıdevrim girişimiydi ve mağlup edildi. Kızıl Ordu aylar boyunca farklı emperyalizmlerle bağlantılı bir dizi gerici ve karşıdevrimci orduyla ve 21 farklı kapitalist ülkenin fiili müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. İç savaş, farklı sınıfları yansıtan topraklar ve düşman ordular arasındaki çatışmalar olarak sınıf mücadelesinin bir ifadesidir. Tüm SSCB’yi temsil eden üniter bir hükümetin ancak iç savaşta elde edilen zaferden sonra ortaya çıktığı söylenebilir.

II.) Diğer kesintiye uğrayan devrimler

Rus Devrimi’nden 1930’lu yıllara kadar farklı ülkelerde benzer devrimler patlak verdi: Almanya, Macaristan, ilk iki Çin Devrimi ve İspanyol Devrimi. (4) İspanyol Devrimi dışında diğer hepsinde sovyetlerin ortaya çıktığından; III. Enternasyonal’in devrimci enternasyonalist partilerinin rol oynadığından ve iç savaş unsurlarının, yani burjuvazinin ve proletaryanın partileri arasında silahlı çatışmaların yaşandığından söz edebiliriz. Proletaryanın devrimci iktidarı elde etmesinin nesnel koşullarının olgunlaşmış olduğunu gösteren bu silahlı çatışmalara rağmen, bu devrimlerin hepsi kesintiye uğradı. Bunun bir nedeni, bu ülkelerde devrimcilerin çok zayıf veya yetersiz olmalarıydı. Ancak asıl sebep, Almanya ve Macaristan’da reformist partilerin, Çin’de ise Stalinizm’in bilinçli olarak devrimci süreçleri derinleştirmeye karşı çıkmaları ve kitlesel hareketin devrimci örgütlerinin önderliği olarak sosyalist devrimi yapmayı reddetmeleriydi. (5)

III.) İspanyol Devrimi

Benzer bir durum, 1917-23 döneminin kapanmasından sonra başlayan ve Rus Devrimi’yle büyük farklılıklar içermesine ve daha barışçıl olmasına rağmen, aynı zamanda benzer pek çok unsuru da barındıran İspanyol Devrimi’nde de yaşandı. İspanyol Devrimi’nin başlangıcındaki burjuva demokratik devrim, işçiler ve halk ile hükümet ve rejimin silahlı kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmaların doğrudan bir sonucu değildi. Aksine devrimin zaferi, monarşik rejimin krizi ve monarşiye karşı cumhuriyete oy veren işçilerin ve halkın büyük seçim zaferinin bir sonucuydu. Bu durum, silahlı kuvvetlerle ciddi bir çatışma yaşamadan monarşiyi yönetimden çekilmeye zorladı. Politik rejimdeki devrim bu şekilde ortaya çıktı: Demokratik özgürlüklere sahip olmayan monarşiden, geniş demokratik özgürlüklere sahip olan bir burjuva demokratik parlamenter rejime geçildi.

İlk aşamada demokratik öğeler içermelerine rağmen sosyalist olan ya da Almanya Devrimi gibi başından beri doğrudan sosyalist olan diğer devrimlerden farklı olarak, İspanyol Devrimi silahlı kuvvetleri krize sokmadan, bütün ve el değmemiş şekilde bıraktı. (6) Bu durum İspanyol Devrimi’ni listelediğimiz diğer devrimlerden niteliksel olarak ayrıştırıyor.

IV.) Özet

Özet olarak 1917 Rus Devrimi’nin dört büyük devrimin bir sentezi olduğunu söyleyebiliriz.

1. Şubat ayındaki politik devrim. Biçim olarak burjuva demokratik, içerik olarak sosyalist bir devrim. Şubat Devrimi’ni gerçekleştiren kitlelerin tutumu açısından ele alındığında bilinçsiz bir devrimdir.

Şubat Devrimi’ne doğrudan nesnel sonuçları açısından politik devrim diyoruz; çünkü Çarlık’tan burjuva demokrasisine geçilmesiyle sadece politik rejimde bir devrim gerçekleşmiştir.

2. 1917 sosyopolitik devrimi. Sovyetlere önderlik eden Bolşevik Parti bilinçli olarak burjuva hükümeti alt ederek devletin karakterini burjuvadan proletere çevirdi. Ekonominin karakteri değişmeyerek burjuva olarak kaldı.

3. 1918 sosyoekonomik devrimi. Burjuvazi mülksüzleştirildi ve burjuva ekonomiden işçi ve geçiş ekonomisine geçildi.

4. Askeri-sosyal devrim. Burjuvazinin ve emperyalizmin silahlı kuvvetleri bütünüyle ve tam anlamıyla alt edildi; yeni bir sınıf karakterine sahip yeni silahlı kuvvetler inşa edildi.

***

Dipnotlar:

1.) Kerenskici rejim:1917 Şubat Devrimi’nin ardından kurulan rejim, bağrında aynı anda hem burjuva liberal partileri hem de sosyalist partileri barındırıyordu ve Sosyal Devrimci’lerden olan Kerensky bu hükümete bir dönem başkanlık etti. Dolayısıyla Kerenskici rejim ile anlatılmak istenen kapitalist sanayicilerin, bankerlerin, generallerin ve onların karşısında yer alan sendikacıların ve çeşitli işçi temsilcilerinin aynı anda içinde oldukları rejim tipidir. Daha sonra Stalinizm eliyle bu rejim tiplerine Halk Cephesi ismi verilmiştir. Halk Cephesi deneyimleri tıpkı Rusya’da olduğu üzere, 1930’larda denenmiş olduğu Fransa ile İspanya’da da çökmüştür.

2.) Sosyal Devrimciler: Rusya’da 1902’de kurulan sosyalist parti. Köylü sosyalizmini savunan Narodnik gelenekten gelen kadrolardan oluşan Sosyal Devrimciler özellikle köylülük içinde güçlüydü ve 1917’de Geçici Hükümet’e katıldılar. Bu tutum parti içinde bir bölünme yarattı ve Sol Sosyal Devrimciler kanadı Ekim Devrimi’nin ardından Bolşevikler ile birlikte Sovyet hükümetine katıldı. Menşevikler: 1903’te Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) içinde bir hizip olarak kuruldu ve ilerleyen senelerde Bolşevik hiziple olan ayrılıkları derinleşti. Menşevikler Rus Devrimi’nin bir burjuva demokratik devrim olması gerektiğini ve Rus kapitalist sınıflarını ihya etmekle kendisini sınırlaması gerektiğini düşünüyorlardı. 1917 Şubat’ının ardından Geçici Hükümet’e katıldılar. Partinin sağ kanadı İç Savaş sırasında Bolşevikler karşıtı kanlı eylemleri savundu.

3.) Benito Mussolini (1883-1945): 1922’de gerçekleştirdiği askeri darbeden 1943’e değin İtalya’yı yönetmiş olan diktatör. Ulusal Faşist Parti’nin kurucusuydu. İşçi sınıfı hareketine ve sosyalistlere karşı saldırmak için kullandığı faşist çeteler yapılanmasıyla Hitler’den Franco’ya Avrupa faşizminin birçok figürüne ilham kaynağı oldu. 1945’te, faşist hükümette görev almış 15 başka isimle beraber komünist partizanlar tarafından kurşuna dizildi. Çan Kay Şek (1887-1975): 1923’ten 1949 Çin Devrimi’ne dek Çin Cumhuriyeti’ni askeri bir diktatörlükle yönetmiş olan milliyetçi general ve politikacı. Devrimden sonra Tayvan’a sürüldü. Sürgünde Çin Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürdüğünü ve kendi başkanlığının devam ettiğini iddia etti ancak kendisine taraftar bulamadı.

4.) İkinci Çin Devrimi (1925-1927): 1925 senesinde Çin’de işçi sınıfının kitlesel seferberlikleri baş göstermeye başladı. Bu seferberlikler ülkede devrimci bir durum yarattı. Devrimci durumun pik noktası 1927’deki Şanghay İsyanı’ydı. Ancak bu isyan, o sıralarda Stalinist bürokrasi tarafından desteklenen Çan Kay Şek’in milliyetçi güçleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Stalin’in Kuomintang’la birleşik cephe politikası on binlerce Çinli komünist işçinin Çan Kay Şek tarafından katledilmesiyle sonuçlandı; Çin Komünist Partisi yıkımın eşiğine geldi.

5.) Almanya ile Macaristan’da 1917 Ekim Devrimi’nin ertesinde hayat bulan devrimci işçi ayaklanmaları, reformist sosyal demokrat partiler tarafından bastırıldı. 1925-1927 Çin Devrimi’nde milliyetçi burjuva güçlerle ittifaka giren Stalinizm, komünist güçlerin fiziksel olarak yok edilmesine yol açtı.

6.) İspanya İç Savaşı çıkmadan önce işçi ve köylülerin seferberlikleri sonucunda gerçekleşen ve monarşiyi iktidardan uzaklaştıran devrim kastediliyor.