Lenin’in mirası

Aşağıdaki metin ilk olarak, Dördüncü Enternasyonal’in Amerika Birleşik Devletleri seksiyonu olan Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) teorik yayın organı Fourth International‘ın [Dördüncü Enternasyonal], 6. cildinde, 1 numaralı sayısında, Ocak 1945 tarihinde yayımlanmıştır.

Çeviri: Enes Karakaş

***

Victor Serge, Lenin’den Stalin’e adlı broşüründe CNT (İspanyol Anarşist Sendikalar Birliği) liderlerinden Segui’ye Lenin’i nasıl tarif ettiğini anlatır:

“‘Bolşevizm,’ dedim, ‘söz ve eylemin birliğidir. Lenin’in tüm meziyeti, programını hayata geçirme iradesinden ibarettir… Köylülere toprak, işçi sınıfına fabrikalar, emek verenlere iktidar. Bu sözler sık sık söylenmiştir ancak hiç kimse teoriden pratiğe geçmeyi ciddi olarak düşünmemiştir. Lenin bu yolda ilerliyor gibi görünüyor…”

‘Yani,’ dedi Segui, şakacı ve kuşkucu bir tavırla, ‘sosyalistler programlarını mı uygulayacaklar? Böyle bir şey hiç görülmedi…’

Rusya’da tam da bunun olacağını açıklamıştım.”

Victor Serge haklıydı. Lenin ciddi biriydi. Diğerleri sadece konuşurdu; ama Lenin tüm siyasi hayatı boyunca devrime önderlik edebilecek ve edecek bir devrimci mücadele örgütü kurma konusunda son derece ciddiydi. Lenin proleter devrimin yüce mimarı, Bolşevizmin öncüsü, Bolşevik Parti’nin kurucusu ve inşacısıydı – bu vazgeçilmez araç olmadan Ekim 1917 devrimi asla zafere ulaşamazdı.

Tüm sosyalist hareketin gevşek, dağınık, kolaycı partilerden oluştuğu ve Marksist programın her türlü saptırılmasına karşı uzlaşmacı bir tavır takındığı bir dönemde; tüm sosyal demokrasinin oportünizme kurban gitmeye başladığı bir dönemde; parti çalışmasının esas olarak seçim başarıları kazanmak ve çeşitli burjuva parlamentolarında ve yasama meclislerinde sadık muhalefetler yürütmek için tasarlandığı bir dönemde, Lenin öne çıktı ve tarihte daha önce hiç görülmemiş, tamamen yeni bir devrimci Marksist parti tipine öncülük etti. Lenin’in partisi, proleter devrimin bilimi olan Marksizme tavizsiz bağlılığa dayanan, demir bir disiplinle birbirine bağlanmış, sıkı, kompakt bir partiydi. Lenin’in partisi devrimci mücadele için inşa edilmişti. Özellikle kapitalizmin kalesine yönelik devrimci saldırıyı gerçekleştirmek üzere tasarlanmıştı. Zinovyev’in Lenin üzerine yaptığı konuşmada söyledikleri ne kadar da anlamlı ve bize gerçek Lenin’i ne kadar da iyi anlatıyor: Lenin hiç kimsenin Marx’a hakaret etmesine izin vermedi. Hayır! Nasıl izin verebilir? Lenin boş işlerle uğraşmazdı, heveskar değildi. Lenin proleter devrim konusunda son derece ciddiydi. Bu nedenle bilimsel sosyalizm teorisine yönelik herhangi bir gevşekliğe ya da şakacılığa nasıl tahammül edebilirdi?

Lenin İkinci Enternasyonal’deki sol kanadın tek önderi değildi. Sosyalist hareketin başka birçok büyük devrimci önderi vardı. Rosa Luxemburg gibi bazıları Marksizmi ustaca kavramış ve üstün yeteneklere sahipti. Ancak Leninist tipte bir partinin vazgeçilmezliğini kavrayamadılar. Sadece Lenin, proletaryanın zafere ulaşmak için ne tür bir partiye ihtiyacı olduğunu tam olarak anladı, tam olarak kavradı. Ve o, tüm muhalefete ve iftiralara rağmen bu tür bir devrimci partiyi yaratacak demir iradeye sahipti. Paris Komünü nasıl işçi sınıfına kendi yönetim biçimini, proletarya diktatörlüğünün hangi biçim altında uygulanacağını gösterdiyse, Lenin’in Bolşevik Partisi de devrimi yapmak ve zaferini güvence altına almak için proletaryanın nasıl bir örgüte sahip olması gerektiğini pratikte gösterdi.

Alman proletaryası bu eksikliğin, Leninist bir partinin yokluğunun bedelini çok ağır ödedi. 1918’de Almanya’da devrim yükseldi ve tüm ülke bir sovyetler ağıyla kaplandı. Ancak devrimci öncü, Spartakistler hazırlıksızdı. Henüz işçi sınıfına sıkı sıkıya bağlı ve ona eylemde önderlik edebilecek gerçek bir devrimci parti kurmamışlardı. Devrim kaçınılmaz olarak başlarının üzerinden yuvarlandı ve sosyal demokrat hainler devrimi saptırmayı ve engellemeyi başardılar. Rusya’da durum farklıydı. Bir yıl önce, 1917’de, devrimci koşullar olgunlaştığında, Lenin hazırdı. Lenin yönetimindeki Bolşevikler uygun fırsatı değerlendirdi ve insanlık tarihinin en büyük devrimine önderlik etti. Marksizm en yüksek tarihsel ifadesini ve haklılığını Bolşevizm’de buldu.

Lenin ve Marx

Lenin, Marx’la eşit düzeyde bir saygınlığa sahiptir ancak sosyalizm davasına yaptığı temel katkı farklı bir karaktere sahiptir. Marx, o hayranlık uyandıran deha, bilimsel sosyalizmin kurucusu, yaratıcısıydı. Onun zamanından beri hiç kimse, toplumsal düşünce alanında, özgünlükte, fikirlerinin geniş kapsamlı genişliğinde, analiz gücünde onun dengi olmamıştır. Lenin her zaman ortodoks bir Marksist olmakla gurur duymuştur. Lenin, Marksizmi tüm cephelerde, tüm gelenlere, tüm tacirlerine karşı savundu. Lenin, bir deha kavrayışıyla, Marksist teoriyi aldı ve onu pratikte ölçülemeyecek kadar zenginleştirdi. Onu eylem içinde doğruladı. Troçki bir keresinde bu düşünceye ses vermişti:

Benzer İçerikler

Bizim Lenin’imiz

Leninizm nedir?

“Marx’ın tamamı,” diye yazmıştı, “Komünist Manifesto‘da, Eleştiri‘nin önsözünde ve Kapital‘de yer almaktadır. Birinci Enternasyonal’in kurucusu olmasaydı bile, her zaman olduğu gibi kalırdı. Lenin ise tam tersine, tamamen devrimci eylem içinde yaşar. Geçmişte tek bir kitap bile yayımlamamış olsaydı, tarihte şimdi olduğu gibi, proleter devrimin önderi olarak, Üçüncü Enternasyonal’in kurucusu olarak yer alacaktı.”

Her şeyin ötesinde, diğer tüm katkılarının üzerinde (ki bunlar muazzamdır) Lenin, işçi sınıfının devrimi gerçekleştirmek için nasıl bir partiye ihtiyacı olduğunu örnekleriyle gösteren, bu tür bir devrimci partinin nasıl inşa edileceğini ve kitlelerin onun bayrağına nasıl kazanılacağını eylem içinde gösteren, işçi sınıfının en büyük eylem lideri olarak belirir. Lenin sosyalizmin usta kurucusu, usta stratejist, proleter devrimin, Marksizmin bu savaşlar ve devrimler çağında uygulanmasının usta taktisyenidir.

Ve bugün, ölümünün 21. yıldönümünde, tüm devrimci militanların düşünceleri yeniden büyük devrimci ustamızın öğretilerine ve mirasına yönelmektedir. Çünkü bugün, savaş altıncı yılına doğru ilerlerken, insanlık kıtlık ve acımasız ölümün yükü altında ezilirken, çürüyen kapitalizmin sonsuz dehşetine Lenin’in 1917 programından başka bir yanıt olmadığı bir kez daha anlaşılıyor. Dahası tüm işaretler, 1917’de olduğu gibi, yeni bir devasa devrimci patlamanın yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. Avrupa’da Lenin’in Birinci Dünya Savaşı sloganının bir kez daha doğrulandığını görüyoruz: Emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürün. Dünya ölçeğinde yirmi yıl süren benzersiz yenilgilerin ve gericiliğin ardından, işçi sınıfı başını kaldırıyor ve mücadele için kollarını sıvıyor. Sınıf mücadelesi, topların gürültüsü ve uğultusu üzerinde kendini yeniden ortaya koyuyor.

Troçki, Kapitalizmin Can Çekişmesi ve Dördüncü Enternasyonal’in Görevleri‘nde, “insanlığın tarihsel krizinin devrimci önderliğin krizine indirgendiğini”, işçi sınıfının tekrar tekrar devrim yoluna girdiğini, ancak her seferinde kendi oportünist liderleri tarafından engellendiğini ve önünün kesildiğini yazmıştı. Proleter önderliğin krizi, mevcut savaşın patlak vermesinden önceki sayısız trajik yenilgiye yol açmış ve kapitalistlerin insanlığı bu yeni dünya savaşının kan gölüne sürüklemesine giden yolu açmıştır. Proleter önderliğin krizi, Batı uygarlığının kendi krizi haline gelmiştir. İnsanlık, Ekim 1917’de Lenin’in açtığı yoldan başka bir kurtuluş yolu, savaşın vahşetine ve dehşetine son verecek başka bir yol bulamayacaktır. Devrimci öncü için de Lenin’inkinden başka bir program ve yöntem yoktur. Bu nedenle devrimci öncü, Lenin’in Bolşevik partiyi kurmak için kullandığı yöntemi daha iyi özümseyerek kendisini önündeki görevlere daha iyi hazırlamakla yükümlüdür. Devrimci öncü, Lenin’in kararlılığını, ilke uğruna boyun eğmez mücadelesini, partiyi inşa etme konusundaki demirden kararlılığını, işçi devriminin zaferi ve insanlığın sosyalist geleceği konusundaki yıkılmaz inancını yeniden yakalamaya çalışmalıdır. Uçurum ancak ve ancak bu şekilde kapanacak ve devrimci öncü milyonluk kitlelerin kabul gören önderi, kabul gören sözcüsü haline gelecektir.

Lenin’e dönmek, mevcut mücadeleden kopup onun Toplu Eserleri‘ni okumaya çekilmek anlamına gelmez. Lenin’e böyle bir yaklaşım tamamen bilgiççe, tamamen diyalektik olmayan, tamamiyle Lenin’e benzemeyen bir yaklaşım olacaktır. Lenin’i gerçekten incelemek için, onun yazınını faaliyetleriyle bağlantılı olarak incelemek gerekir ve bu da günümüz mücadeleleriyle bağlantılı olmalıdır. Bolşevizm, işçi sınıfı hareketinin bir eğilimi olarak Lenin tarafından kurulmuş ve öncülük edilmiştir ancak hiçbir şekilde Lenin’le birlikte ölmemiştir. Bolşevizm, çeyrek yüzyıl önce, Üçüncü Enternasyonal’in kurulmasıyla birlikte Rusya’nın sınırlarını aşmış ve uluslararası ölçekte yayılmıştır. Bolşevizm, 1923’te Sovyetler Birliği’nde Termidorcu gericiliğin zaferinden sonra, Troçki’nin Sol Muhalefeti biçiminde Kremlin bürokrasisinden ve onun yozlaşan Komintern’inden koptu. Troçkist hareket, her açıdan, Lenin’in çalışmalarının ve mücadelesinin devamını, yaşayan Bolşevizm hareketini temsil etmektedir. Yirmi yıllık acı gericilik ve acımasız işçi sınıfı yenilgileri boyunca, Ekim Devrimi’nin bayrağını, o onurlu bayrağı yükseklerde tutmuştur. Bu kapsamlı dünya gericiliği döneminde, Bolşevik-Leninistlerin küçük bir grubu olan Troçkistler, zayıflıkları nedeniyle, daha önce işçi sınıfı tarafından kazanılmış mevzilerin kaybedilmesini önleyemediler, güçlerin elverişsiz ilişkisi nedeniyle devrimlerin yenilgilerini önleyemediler. Ancak ideolojik mevzilerin kaybedilmesini önleyebilirlerdi ve önlediler de. Akıntıya karşı yüzdüler. Taciz edildiler, her taraftan alay edildiler, zulme uğradılar, Lenin’in göç günlerindeki ruhuyla, sükunetle, güvenceyle ve gelecek yükselişe olan inançla çalışmalarını sürdürdüler. Dahi önderleri Lev Troçki’nin önderliği ve rehberliğinde, tüm işçi sınıfı yenilgilerini yakından incelediler, nedenleri ve hataları analiz ettiler, suçları ve ihanetleri ifşa ettiler ve tarihsel dalga yeniden yükseldiğinde yeni devrimci saldırı için zemin hazırladılar.

Ve yirmi yıllık sıkı çalışmanın, mücadelenin ardından, Dördüncü Enternasyonal, yaşayan Bolşevizm hareketi, tamamlanmış bir program ortaya koydu, test edilmiş bir kadroyu bir araya getirdi, sağlam bir örgütsel yapı oluşturdu. Bugün, tıpkı son savaş sırasında Lenin’in küçük Bolşevik enternasyonalistler grubu gibi, boyun eğmeyen, uzlaşmaz, bir sonraki büyük devrimci taarruzda işçi sınıfına önderlik etme kaderinden emin, gelecekteki başarılarından ve nihai zaferinden emin bir şekilde durmaktadır.

Ancak Dördüncü Enternasyonal, son savaşın Bolşevik kadrosundan daha yüksek bir zeminde durmaktadır. Birincisi, Dördüncü Enternasyonal’in kadrosu gerçekten uluslararası bir ölçekte var olmaktadır. Aynı zamanda daha güçlü, daha sağlamdır. Çünkü Dördüncü Enternasyonal sadece kendi yirmi yıllık mücadele deneyiminin avantajına sahip değildir, aynı zamanda Lenin’in, Bolşeviklerin ve büyük Ekim 1917 Devrimi’nin omuzları üzerinde durmaktadır. Bugün Leninist olmak ve bu yaşayan Leninizm hareketini, Dördüncü Enternasyonal’i atlamak ya da geçiştirmek mümkün değildir; tıpkı sosyal demokratların ve cahillerin yapmaya çalıştığı gibi, Lenin’i ve Bolşevizmi atlayarak, Ekim Devrimi’ni atlayarak Marksizme “dönmenin” mümkün olmaması gibi.

Lenin, birey olarak, işçi sınıfının dahi önderi olarak öldü. Ekim Devrimi’nin adını Lenin’in adıyla ayrılmaz bir şekilde ve sonsuza kadar birleştirdiği, Dördüncü Enternasyonal’in kurucusu ve örgütçüsü olan yoldaşı Lev Troçki de öldü. Ancak inşa ettikleri Bolşevik hareket yaşamaya devam ediyor ve zamanı geldiğinde tüm dünyada zafere ulaşacak.

***

Ek: Lenin’in raporu hakkında Komintern’de alınan karar

“Bu tezler ve farklı ülkelerden gelen delegelerin raporları temelinde Komünist Enternasyonal Kongresi, Sovyet iktidarının henüz var olmadığı tüm ülkelerdeki Komünist Partilerin başlıca görevinin aşağıdakilerden oluştuğunu ilan eder:

İşçi sınıfının geniş kitlelerine, burjuva demokrasisinin ve parlamentarizmin yerine konulması gereken yeni proleter demokrasinin tarihsel öneminin ve siyasi ve tarihsel kaçınılmazlığının açıklanması.

Sovyetlerin sanayinin tüm sektörlerindeki işçiler, ordu ve donanmadaki askerler, tarım işçileri ve yoksul köylüler arasında yayılması ve örgütlenmesi.

Sovyetler içinde sağlam bir komünist çoğunluğun oluşturulması.” (Kuruluş Konferansı, Mart 1919.)