Lev Troçki: Sovyet savaş lordu – (Louise Bryant)

image_pdf

Yazar: Louise Bryant

Çeviri: Kaan Gündeş

Aşağıda okuyucularımızla Kuzey Amerikalı feminist gazeteci Louise Bryant’ın Mirrors Of Moscow (Moskova’nın Aynaları, 1923) başlıklı derleme kitabından alınan ve Türkçe’ye ilk kez kazandırılan Lev Troçki portesini paylaşıyoruz.

Louise Bryant (1885 – 1936): Kuzey Amerikalı feminist, politik aktivist ve gazeteci. SSCB ve çeşitli Bolşevik önderler üzerine hazırladığı edebi portrelerle tanındı. 1916’da Kuzey Amerikalı komünist ve Dünyayı Sarsan On Gün kitabının yazarı John Reed ile evlendi. Petrograd ve Moskova’ya düzenlediği gezilerden edindiği izlenimleri kaleme aldığı metinleri ABD ve Kanada gazetelerinde yaygın olarak yayımlandı. Bu metinler toplanarak Six Red Months in Russia (Rusya’da Altı Kızıl Ay) başlığıyla bir kitap halinde basıldı. Birleşik Devletler’de sözde “yabancı müdahaleleri” araştırmak için kurulan Overman Komitesi karşısında Ekim Devrimi’ni savundu. 1919’da Bolşevik devrime destek sağlamak ve ABD’nin Sovyet Cumhuriyeti’ne askerî müdahalesine karşı çıkmak için ABD içinde bir konuşma turuna çıktı. Bryant’ın bir biyografisini kaleme almış olan Virginia Gardner’a göre bu konuşmalarda feminist yazar, ABD’li işçileri Lenin ile Troçki’yi savunmaya davet etti (Virginia Gardner, Friend and Lover: The Life of Louise Bryant, 1982, New York, Horizon Press, sayfa 163.) Dercum hastalığına yakalandı ve eski temposunda yazamamaya başladı. 1936’da Paris’te öldü. 

***

Savaş bakanı Lev Troçki’nin tarihte bir prototipi daha yok. Bu nedenle o kimseyle karşılaştırılamaz, sadece birisiyle karşıtlık oluşturacak şekilde mukayese edilebilir. Hiç şüphe yok ki o, Rus devriminin bütün bir gelişiminin ürettiği en dramatik karakter ve onun tek büyük örgütçüsü. Lenin haricinde hiç kimse onun devrimin tarihindeki itibarını gölgeleyemeyecektir. Onlar en öne çıkan iki şahsiyet olarak kalacaklar. İkisi de birbirlerini tamamlayan figürlerdir. Lenin düşünceyi temsil ediyor, Troçki ise eylemi. Eğer Lenin’in sakinleştirici etkisi olmasaydı Troçki’nin dehası vahşi bir coşkunlukta veya bir tür tüketici öfkede boğulabilirdi. Öte yandan, ne kadar titizlikle düşünülmüş olursa olsun, Lenin’in planları bir savaş ordusundan daha iyi olan bir Emek Ordusu olmaksızın somutlanamazdı, çünkü onu yıkmaktan çok inşa etmek daha mutlu ediyor. 

Ama onun bütün bir örgütlenme dehası düzen ve disiplin olmaksızın hiçbir işe yaramazdı.

Yaklaşık üç yıl önce Lenin Troçki’yi, Savaş Bakanı görevinin yanı sıra Demiryolu Bakanı olarak da atadı. Troçki ülkenin tümüne bir gezi düzenledi ve ulaşımı genel olarak paramparça edilmiş ve demiryolu işçilerini de tıpkı bir zamanların Rus askerleri gibi moralsiz buldu. Derhal bütün gücüyle ulaşımı yeniden inşa etmeye girişti. Eğer bir tren gecikirse, bunun mutlaka, artık o günlerde çözüme kavuşturulmuş bir nedeni olmalıydı. Hatta denebilir ki, başka hiçbir rejim altında trenlerin tam saatinde varması ve kalkması üzerine bunca kaygılanan başka birisi olmamıştır. Rusya’da Trans Sibirya Demiryolu işleyen tek etkin yoldu. Ama Troçki bu meseleler üzerine öylesine uzun münakaşalara başladı ki demiryolcular donakaldı. Rüşvet, tembellik ve kayıtsızlık başlangıçtan beri vardı ve hükümetin kontrolü altında bile bunların daima söz konusu olacağına şüphe yoktu. Troçki onları azarladı, hapisle ve hatta ölümle tehdit etti. Sendikalar sonuç olarak o denli kışkırtıldı ki hükümeti genel grevle tehdit ettiler. Durum gittikçe daha da kötüleşti. En sonunda Lenin ulusal bir krizi önlemek için Troçki’yi görevinden aldı ve sendikalara bir açık mektup yazdı, Troçki de sessizce yenilgisini kabul ederek karakterinin zarafetini gösterdi. Yine de belirtilmeli ki, eğer Troçki demiryollarından sorumlu olmayı sürdürseydi, bu hatlar bugün içinde oldukları koşullarda olmazdı ve kıtlık bölgelerindeki binlerce hayat kurtarılabilirdi. 

Troçki Rus tembelliğine dayanamıyordu ve sağlığa karşı gösterilen Rus kayıtsızlığından sürekli olarak rahatsızlık duyuyordu. Kendisiyle çalışan herkesin son derece titiz ve düzenli olmasında ısrar ediyordu. Enternasyonal konferansların biri sırasında Moskova’da bir eğlence skandalı patlak verdi. Troçki Kızıl Ordu doktorlarından birine, yabancı delegelerin kalacakları oteli teftiş etmesini ve oteldeki her şeyin düzgün olup olmadığını kendisine rapor etmesini emretti. Doktor istemeyerek binaya gitti ve orada güzel bir piyano buldu ve teftişi bırakıp piyano çalarak hoş vakit geçirdi. Daha sonra delegeler gelerek odalarına çıktılar, ama yataklarındaki böcekler nedeniyle geceyi odalarında geçiremediler. Troçki’nin bunu öğrenince öylesine öfkelendi ki doktoru tutuklattı ve kurşuna dizilmesini istedi. Telaşlanan delegeler toplu bir dilekçeyle Troçki’den doktorun hayatını bağışlamasını rica ettiler. Aslında Troçki onu zaten idam etmeyecekti, ama tehditleri Çar Pedro dönemini hatırlatıyordu. Bu Çar kraliyet kararnamesinin emriyle bir kısım soyluyu diğerlerinin karşısında kurşuna dizip, diğerlerinin muhalefetini durduruyordu.

Troçki Fransız Devrimi’nin bir öğrencisidir. Fransa’da uzun bir süre yaşadı ve Sovyet Rusya’ya dönük düşmanlığına rağmen Fransa’yı da çok sever. En yakın birkaç arkadaşı, onu Paris’ten tanıyan Fransızlardır. Bu Fransızlar onu Rusya’ya kadar takip ettiler ve burada onunla birlikte çalıştılar. Troçki arkadaşlarını asla unutmaz ve arkadaşlıklarının süreklilik kazanmasında gerçek bir yetenek sahibidir. Genellikle Ruslar bireysel ilişkilerinde oldukça değişkendirler, ama Troçki bu konuda güvenilir birisidir. 

Hatip olarak Troçki, Fransız devrimci hatiplerden çok daha fazlasına sahiptir. Ruslar daha yavaş, daha mantık çerçevesinde ve daha az ateşli konuşurlar. Troçki kendi gücü ve çarpıcı cümleleriyle dinleyicilerini canlandırır. Kimi anlarda bu olağanüstü edebi cümleler Lenin’i sinirlendirirdi; bir keresinde kamuya açık bir konuşmada Troçki için “yeni sözlerin mucidi” dedi. Ama bu daha, Troçki’nin şu an olduğundan daha yabani olduğu Smolni günlerindendi ve Lenin daha anlayamadan Troçki onun en yetenekli yardımcısı oldu. 

Troçki Amerika’dayken bir Rus gazetesinin editörlüğünü yapmış ve belli ki Amerikalıların son dakika haberlerine duyduğu ilgiyi benimsemişti. Moskova’da röportaj alması en kolay ve genel olarak en tatmin edici yetkiliydi, çünkü birçok komünistin basına karşı sahip olduğu genel suskunluktan ve güvensizlikten muaftı. Bir keresinde ona Kızıl Ordu üzerine bir metin kaleme aldığımı söyleyen bir not yazdım ve birkaç malzeme istedim. Tam olarak aynı gün bana büyük bir çuval dolusu belge gönderdi. Adını duymadığım bir dolu Kızıl Ordu dergisi ve gazetesi vardı. Kılavuzlar, istatistikler ve haritalar vardı ve dahası, herhangi bir cepheye gitmeme ve çeşitli okullardaki herhangi bir derse girmeme izin vardı.  

Kızıl Ordu’nun en önemli bölümlerinden birisi Siyaset-Kültür birimiydi. Bu bölüm tarafından askerlerin moral durumuna ve ordu ile sivil nüfus arasındaki ilişkiye dair günlük raporlar hazırlanırdı. Bu bölüm ayrıca okuma-yazma ve temel teknik eğitim ve mesleki eğitim için sınıflar organize ederdi; bu eğitim faaliyeti savaş günlerinde, cephede bile devam ettirilirdi. 

Askerlerin beden eğitimiyle de ilgilenmeleri sağlanır, Amerikan furtbolu gibi oyunlar öğretilirdi. Bir Rus takımının, Moskova’daki Enternasyonal’in Üçüncü Kongresi için gelen yabancı delegelerden oluşan bir takımı yenmesi Kızıl Ordu içinde bir hayli heyecan yarattı. 

Askerler sanat galerilerine ve tiyatrolara götürülürdü. Sanat sergileri ve sanat üzerine dersler asker kulüplerinde yapılıyordu. Bu kulüplerde aynı zamanda kendi oyunlarını yazıp oynuyorlardı; oyunların çoğu devrim üzerineydi ve şüphesiz bunlar zamanla ulusal yurtseverlik destanlarına dahil olacaktır. 

Troçki’nin örgütlemiş olduğu Emek Ordusu’yla yapmayı düşündüğü girişimleri gerçekleştirmek için başka bir şansı olacak mı, bunu bilmek zor, ama hedefi bu. Lenin’e göre bu plan ancak insanların Rusya’nın çıkarları uğruna isteyerek katılmaları halinde işleyebilir. Lenin, insanların istemedikleri işleri etkili bir şekilde yapmadıklarına inanıyor. Troçki bu argümana şöyle cevap veriyor: “Ama biz dünyanın geri kalanına kıyasla bu konuda avantaja sahibiz; dilediğimiz tasarıyı deneyebilir ve eğer işe yaramazsa, fikrimizi değiştirebiliriz.” Onun Emek Ordusu planına ilişkin olarak aldığım notlardan Troçki’nin kendi sözlerini alıntılıyorum:

“Rusya endüstriyel düzlemde az gelişmiş bir ülke ve ekonomik aygıtımız altı yıllık savaşın ve devrimin ardından harap oldu. En acil görevlere ilişkin olarak, en fazla ihtiyaç bulunan yerlerde emeği yoğunlaştırabilmeliyiz. Örneğin Ural madenleri bölgesi elli bin kişilik nitelikli işçiye, iki yüz bin kişilik yarı nitelikli işçiye ve başka bir iki yüz bin kişilik emekçi kitlesine ihtiyaç duyuyor. Bu işçileri, onlara en çok ihtiyaç duyulan yerlere gönderebilmeliyiz; elbette bu, sendikalar ve işyeri komiteleriyle işbirliği çerçevesinde ve onlara danışıldıktan sonra yapılmalı.”

Düzenli savaş güçlerinin korunmasına ilişkin olarak da bunun küçük ölçekte yapılmasını düşünüyor. “Rusya şu anda yeni idari bölgelere ayrılıyor. Yeni bölgeler ekonomik birimler olarak, ekonomik özelliklerine göre düzenlenecek. Her bölge, görevi yalnızca ordu değil ama çalışma için de nüfusu seferber etmek olan bir iş bölümünün karargahı olacak.

“Sınırdaki ordu birlikleri sürekli olarak yenilenecek. Her biri üç veya dört aylığına görevde olacak ve sonra eve, çalışmaya gönderilecek. Bu yolla bütün bir erkek nüfus silah eğitimi alacak, hepsi kendi alayındaki konumunu ve aynı zamanda kendi işini öğrenecek.”

Polonya saldırısından önceki kısa zaman diliminde, Emek Ordusu tümüyle seferber olmuştu ve o sırada bu ordu askerî ordu ile sendikaların onayını almıştı. Belki bir başka altı ay boyunca yeniden işe yarayacaktır. Onların nasıl işledikleri gerçekten ilginç. Bir örnek vereceğim. Altı hafta içinde Emek Ordusu, Kolçak’ın Kam Nehri’nde patlattığı köprünün yerine çelikten müthiş bir köprü inşa etti. Böylece doğrudan Sibirya’ya giden yol tamir edilmiş oldu. Ordu Yamburg’daki demiryollarını da tamir etti. Kentler için milyonlarca metre uzunluğunda yakacak odun kesti. Öylesine bir ilerleme kaydetmişlerdi ki, eğer Polonya saldırısı hiç başlamamış olsaydı, o yılın ilk kar yağışından önce kentlere odun ve besin maddeleri taşınmış olurdu. 

Herhangi biri Troçki hakkında geniş spekülasyonlarda bulunabilir. O, büyük bir plan için kendisine tam yetki verilirse mucizeler yaratacak olan, ama küçük anlaşmazlıklar ve binlerce ufak kıskançlıkla engellenirse tamamen başarısız olacak türden bir insandır. Her zaman Troçki’nin, toplumsal devrim yerine maliyeyle ilgilense en büyük bankerimiz olacağına inanmışımdır. Eğer İtilaf Devletleri cephesinden savaşla ilgilenseydi, müthiş bir askerî kahraman olurdu. 

Troçki 1877’de doğdu. Elizabethgrad’ın yakınlarındaki Kherson’da yaşayan Yahudi bir ailenin oğluydu. 1898’de faaliyet gösterdiği Güney Rusya İşçi Federasyonu nedeniyle hakkında soruşturma açıldı ve dört yıllığına Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Verkholensk şehrine yerleşti ve ardından kaçtı. 1905’te Petrograd’daki İşçi Temsilcileri Sovyeti’nin başkanı seçildi. Sovyetteki faaliyetleri dolayısıyla Tobolsk’a bir kez daha sürgüne gönderildi ve tekrar kaçtı. Bundan sonra Paris ile Viyana’da ve sonra da Birleşik Devletler’de yaşadı. Devrim başladıktan sonra Rusya’ya döndü. Troçki’nin bir eşi ve iki çocuğu var. Eşi genç ve ziyadesiyle güzel görünümlü ve devrimci faaliyetlerle ilgili. Lenin gibi Troçki de eşiyle gurur duyuyor. 

Eğer savaşın kendine has durumları olmasaydı Troçki tarihin sayfasına kendi ismini bu kadar kalıcı bir biçimde yazdıramayabilirdi. Eğer şans onun ellerine bir ordunun yeniden inşa edilmesi görevini vermeseydi, kahramanca uğraşları hedefsiz bir biçimde boşa çıkabilirdi. Ve sıradan insanlardan muazzam bir ordu kuran bir adam ünlü olmasın da ne olsun. Koşulların yanı sıra birçok başka şey de onun lehineydi. Rusya’yı kurtarmak için o anlığına inançlarını arka plana atan eğitimli subaylar olmadan, bütün dünyanın muhalefetiyle yüzleşmeye yetecek kadar deha ve canlılığa sahip olamayabilirdi. Patrick Henry’nin sözleri bütün Amerikalı çocuklar tarafından nasıl biliniyorsa, belki bir gün gelecek ve General Brusilov’un sözleri Rusya okullarındaki bütün çocuklar tarafından bilinecek. Bu onun, askerî müdahale ve abluka sırasında bütün sınıflara yaptığı bir tavsiyeydi:

“Uçsuz bucaksız okyanustaki buharlı bir gemi tehlikede olduğunda şu veya bu ilke nedeniyle dalaşmak veya devlet gemimizin elverişsiz bir denize girmesinin çok sayıdaki nedenlerini araştırmak zamansızdır. Görevimiz bir an önce düşüncelerimizi ve güçlerimizi gemiyi yok olmaktan kurtarmak için kullanmak ve en az kayıpla onu limana yanaştırmaktır.” 

Troçki’yi bu yaz (1922 yazı) yeniden gördüm ve ona, ordunun küçültülmesiyle ilgili ne yaptığını sordum. Elbette yeni ekonomik politika nedeniyle bir Emek Ordusu söz konusu bile değildi. Bana orduyu, filo da dahil 5.300.000’den 800.000 kişiye indirdiğini söyledi. Bunun da ötesindeki bir küçülmenin şimdilik imkansız olduğunu söyledi bana. 

“Daima orduyu küçültmeye hazır bir durumdayız” dedi Troçki. “Ne zamanki en yakındaki ve en uzaktaki komşularımız bir silahsızlanma programını kabul eder, o zaman ordunun kapısına kilidi bile vurabiliriz. Ocak ayında silahsızlanma önerdik. Avrupa öneriyi dahi reddetti. Sonrasında en yakın komşularımıza aynı teklifi götürdük, onlardan da aynı sonucu aldık. Eğer Amerika bu konuda inisiyatifi üstlenirse” dedi, omuzlarını silkip gülümseyerek “eh, o zaman onu kalpten destekleriz.”