Tek ülkede sosyalizm tartışması: Argümanların bir çözümlemesi

image_pdf

Yazar: Ramazan Kumek

Yayın Kurulu’nun notu: Aşağıda okuyucularımızdan Ramazan Kumek’in, Troçkist’in Yayın Kurulu’na ulaştırmış olduğu bir yazısını paylaşıyoruz. Kumek’in yazısı, sosyalizmin tarihindeki en ciddi yarılmayla sonuçlanmış olan bir tartışmanın taraflarının argümanlarını analitik bir biçimde mercek altına yatırıp inceliyor. İyi okumalar dileriz.

Eğer siz de bize yazılarınızı ulaştırmak isterseniz, Yayın İlkelerimiz’i okuyun:

***

Stalinist sol ile devrimci Marksistler arasında süregiden tek ülkede sosyalizm tartışmasında büyük ölçüde temel önermeleri mantıki ve bilimsel olarak temellendirmek yerine Marx, Engels ve Lenin’in konudaki söylemleri öne çıkarılıyor. Argümanların temellendirilmeleri bahsi geçen isimlerin söylemleriyle yapılmaya çalışılıyor, tartışma karşılıklı alıntılarla sürdürülüyor. Böylelikle tek ülkede sosyalizme dair lehte ve aleyhte argümanlar büyük ölçüde tarafların gündemlerinde olmuyor. 

Stalin “tek ülkede sosyalizmi” temellendirmeye çalışırken Lenin’in Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine ve Kooperatifçilik Üzerine makalelerine sık sık başvurur. Böylece kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasından sözde haberi olmayan Marx ve Engels’in Komünist Manifesto‘da kapitalizmin kendisini ulusal sınırlarla kısıtlamadığı ve dünya pazarını şart koştuğu, Alman İdeolojisi‘nde komünizmin ancak dünya ölçeğinde toplum üyelerinin hep birden hareketiyle mümkün olabileceği, Komünizmin İlkeleri’nde sosyalizmin tek ülkede mümkün olmadığı yönündeki apaçık ve parlak söylemleri kenara atılmıştı. Stalin’e göre Lenin eşitsiz gelişme yasasını keşfetmiş, sosyalizmin tek ülkede mümkün olabileceğini ortaya koymuştu. Şöyle demekteydi Troçki: “Lenin’in söylediği, yazdığı ve yaptığı her şeyi doğrudan doğruya görmezlikten gelerek, parti programını ve Genç Komünistler Birliği programını görmezlikten gelerek, sorunun kategorik olarak ortaya konulduğu Ekim Devrimi boyunca istisnasız tüm parti liderleri tarafından ifade edilen düşünceleri görmezlikten gelerek, bizzat programın yazarlarının, Stalin ve Buharin’in 1924’e kadar ve 1924 de dahil söylediklerini görmezlikten gelerek, Marksist yazının büyük zenginliğinden ve Lenin’in eserlerindeki hazineden alınan (…) topu topu iki Lenin alıntısı, (..) ‘Troçkizm’e karşı tek ülkede sosyalizmin savunusunda kullanılmaktaydı”.(1)  Cımbızla çekilip çarpıtılmış iki Lenin alıntısıyla çelişen herşey, Troçki’nin haklı olarak ifade ettiği gibi basitçe kenara atılmıştı. 

Marksizm bir analiz yöntemidir; fakat Troçki’nin de belirttiği gibi metinlerin analizi değil, toplumsal ilişkilerin analizidir. Tek ülkede sosyalizm tartışmasının başlangıç noktası da kişilerin söylemleri değil, toplumsal ilişkiler olmalıdır; zira tartışma ancak toplumsal ilişkilerin analiziyle sağlıklı sonuçlar verebilir. Bu yazı kapsamında geleneksel tartışmadan farklı olarak “tek ülkede sosyalizme” dair lehte ve aleyhte argümanları analitik bir çözümlemeyle tartışmaya açacağım. 

1.) Lehte argümanlar

a.) Devrimlerin eşitsiz ve düzensiz gelişmesi

Stalin, eşitsiz gelişme yasasını “tek ülkede sosyalizm” teorisinin temeline yerleştirmiştir. Bu yasayla kabaca kapitalist ülkelerin eşitsiz ya da düzensiz gelişmesinden, proleter devrimlerin de eşitsiz ve düzensiz gelişeceği sonucuna ulaşılır. Stalin’in ve Stalinistlerin sık sık atıf yaptığı, Troçki’nin asıl olarak proletarya diktatörlüğünü ima ettiğini söylediği (2) Lenin’in 1915 tarihli Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine makalesi kapitalizmin eşitsiz gelişme nosyonunun sosyo-ekonomik sonuçlarına şöyle değinir: “Eşitsiz ekonomik ve politik gelişme kapitalizmin mutlak yasasıdır. Buradan, sosyalizmin zaferinin, başlangıçta birkaç kapitalist ülkede olanaklı olduğu sonucu çıkar. Kapitalistleri mülksüzleştiren ve ülkesinde sosyalist üretimi örgütleyen bu ülkenin muzaffer proletaryası, öteki ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek, bu ülkelerde kapitalistlere karșı ayaklanmalara yol açarak, hatta gerekirse sömürücū sınıflara ve onların devletlerine karşı askerî güçle harekete geçerek, kapitalist dünyanın geri kalan bölümüne karşı ayaklanacaktır.”(3)

Stalin, Lenin’in yukarıdaki makalesine de dayanarak sosyalist devrimlerin eşitsiz ya da düzensiz gerçekleşmesinden, sosyalizmin ulusal sınırlar içinde tamamlanabileceğine dair bir temel oluşturmaya çalışır. Troçki’nin aktardığına göre 1928’de kabul edilen Komintern Birliğinin Taslak Programı’nda bu nokta şöyle geçer: “Ekonomik ve politik gelişmenin eşitsizliği, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Bu eşitsizlik, emperyalizm çağında daha belirgin ve şiddetli olmaktadır. Buradan şu sonuç çıkmaktadır ki, uluslararası proleter devrim, tek, eşzamanlı ve evrensel bir eylem olarak değerlendirilemez. (…) Sosyalizmin zaferi, önce birkaç, ya da hatta tek bir yalıtık kapitalist ülkede olanaklıdır.”(4) Toparlayacak olursak sunulan argüman basitçe şöyle:

I. Kapitalizm eşitsiz ve düzensiz gelişme nosyonuna sahiptir

II. Kapitalizmin eşitsiz ve düzensiz gelişme nosyonu, sosyalist devrimlerin uluslararası eşzamanlı bir eyleme değil, düzensiz ya da başlangıçta birkaç ülkede gerçekleşeceğine işaret eder.

III. O halde sosyalizmi ulusal sınırlar içinde inşa etmek mümkündür.

Buradaki sorun, kapitalizmin eşitsiz ve düzensiz gelişme yasasına sahip olması (a) ya da sosyalist devrimlerin başlangıçta bir ya da birkaç ülkede gerçekleşebileceği (b) değil; (a) ve (b) öncüllerinden direkt olarak (c) öncülüne geçiş yapılmasıdır. Bu akıl yürütme eşitsiz ve düzensiz gelişen proleter devrimlerin neden ulusal sosyalizmi haklılaştırdığı hakkında bir şey söylemiyor. Troçki şöyle demekteydi: “Stalin’in eşitsiz gelişme yasasına ilgi duymasının nedeni, geri bir ülke proletaryasının iktidarı ele geçireceğini vaktinde haber vermek değil, ama 1924’te, yani devrimden yedi yıl sonra iktidarı ele geçirmiş olan proletaryaya bir ulusal sosyalist toplum kurma görevini yüklemektir.” “Ancak” diyordu Troçki, “eşitsiz gelişme yasasının uygulanmasının mümkün olmadığı yerde işte tam burasıdır.”(5) Proleter devrimlerin düzensiz gelişmesi bir şeydir, yalıtılmış bir ulusal sosyalizm inşa etmek başka bir şeydir. İkisi arasında mantıksal bir bağ yoktur. “Çünkü” diye devam ediyor Troçki, “bu yasa ne dünya ekonomisinin yasalarının yerini tutabilir ne de onları yok edebilir; tam tersine, kendisi onlara tabidir.”(6)

Nitekim Stalin, kapitalizmin ve sosyalizmin bir dünya ekonomisini şart koştuğunu yabana atarak bileşik gelişme yasasını, eşitsiz gelişme yasası içinde asimile ediyordu. Bir başka yerde Troçki bu noktaya şöyle parmak basar: “Eğer tarihsel süreç, bazı ülkelerin yalnızca eşitsiz değil, ama aynı zamanda birbirlerinden bağımsız olarak, birbirlerinden yalıtık gelişmesi şeklinde işleseydi, o zaman eşitsiz gelişme yasasından tek bir kapitalist ülkede sosyalizmi inşa etme imkanı şüphesiz çıkardı.”(7) Zira akıl yürütmenin hatası dünya ekonomisini ulusal ekonomilerin basit bir toplamı olarak görmesidir. Bu akıl yürütme Troçki’nin deyişiyle “eşitsiz gelişme yasasının ima etmediği ve edemeyeceği bir şeyi bu yasadan çıkarmaya” çalışıyor.(8)

Devam ediyor Troçki:

“Çeşitli ülkelerin eşitsiz ya da düzensiz gelişmesi, bu ülkeler arasındaki giderek artan ekonomik bağları ve karşılıklı bağımlılığı sürekli bozar, fakat hiçbir durumda yok etmez.”(9)

Sonuç olarak sosyalist devrimlerin eşitsiz gelişimi, ulusal sınırlara hapsedilmiş bir sosyalizmi imlemez. Devrimlerin eşitsiz ve düzensiz gelişiminin tek ülkede sosyalizmi neden haklılaştırdığı belirsizdir. Bu akıl yürütme, proleter devrimlerin eşitsiz ve düzensiz gelişimi ile yalıtılmış bir sosyalizm arasındaki bağı göster(e)memiştir. Dolayısıyla çıkarım geçersizdir.   

b.) Kendi kendine yeten ekonomi

Stalinist bürokrasi, yalıtılmış “sosyalist” toplum için yeterli ve gerekli her şeye sahip olduklarını ima eden, Lenin’in Kooperatifçilik Üzerine makalesine dayanarak (Troçki makalede maddi güçlerden ziyade politik koşulların ima edildiğini söyleyecekti)

kendi kendine yeten ekonomi fikri geliştirmiştir. Buharin şöyle demekteydi: “Madem sosyalizmin inşası için gerekli ve yeterli olan her şeye sahibiz, bu nedenle tam da sosyalizmin inşası sürecinde sosyalizmin daha ileri kuruluşunun imkansız olacağı bir nokta olamaz.”(10) Yeterli ve gerekli olan herşeye sahip olunduğuna göre proletaryanın iktidarını dış müdahaleden ve dış ticaret tekeli ile dünya pazarından koruduğumuz takdirde yalıtılmış bir “sosyalizm” inşa edilebilirdi. Argümantasyon şöyle;

I. Sosyalizm iç kuvvetler sorunudur.

II. Sosyalizm için gerekli ve yeterli olan her şeye sahibiz.

III. O halde yalıtılmış bir sosyalizm mümkündür

Kuşkusuz çıkarım geçerlidir. Fakat öncüllerin olgusal doğruluk değeri söz konusu değildir. Sosyalizmin uluslararası iş bölümünden yalıtılamayacağına yönelik engel kapitalist ülkelerin dünya pazarına olan bağımlılığıdır. Akıl yürütme de bu bağımlılık atlanıyor. Troçki kendi kendine yeten bir ekonomi fikrine karşı SSCB özelinde kapitalist ülkelerin dünya sermayesine olan bağımlılığını ifade etmişti. Nitekim Troçki’ye göre “Buharin (…) ne zaman uluslararası faktörden soyutlamanın gerekliliğinden bahsetse, düşündüğü dünya pazarı değil, aksine askeri müdahaledir”.(11) Troçki, On Beşinci Parti Konferans‘ında Buharin’in soyutlanmış sosyalizmini şöyle teşhir ediyordu:

“Buharin Bolşevik‘te yayımlanan son makalesinde [gülüşmeler] diyor ki: ‘Sorun, bunu uluslararası faktörlerden soyutlarsak, bizim sosyalizm yolunda çalışıp çalışmayacağımız ve onu kurup kuramayacağımızdır’ (…) Sırf şunu dinleyin: ‘Eğer bu sorunu uluslararası faktörlerden soyutlarsak sosyalizm yolunda çalışıp çalışmayacağımız ve onu kurup kuramayacağımız.’ Eğer bu ‘soyutlamayı’ başarabilirsek o zaman tabii ki arkası kolayca gelir. Fakat yapamayız. İşte bütün mesele bu [gülüşmeler]. Eğer kendimizi hava şartlarından ve polisten soyutlarsak ocak ayında Moskova sokaklarında da çıplak gezebiliriz [Gülüşmeler]. Fakat korkarım ki böyle bir kalkışmamız halinde bu soyutlama hem hava şartları hem de polis yüzünden çuvallayacaktır [Gülüşmeler]. ‘Bir daha tekrar ediyoruz; Bu, iç kuvvetlerin sorunudur; dış dünyayla ilgili tehlikelerin değil. Bu nedenle, devrimin karakteri sorunudur’. [dedi, Buharin’e atıfla.]

Devrimimizin uluslararası ilişkilerden bağımsız karakteri! Devrimimizin bu kendi kendine yeterlilik karakteri ne zamandan beri var? Ben; bildiğimiz gibi devrimimiz, iki uluslararası önkoşul dışında hiç ortaya çıkmazdı diye düşünüyorum: Birincisi, hırsıyla ekonomik gelişmemizi gübreleyen finans sermaye faktörü; ikincisi, Marksizm, proleter mücadelemizi gübrelemiş olan uluslararası işçi hareketinin teorik özü. Bu, devrimin, 1917’den önce dünyanın büyük güçlerinin birbirleriyle karşılaştıkları o kavşaklarda hazırlanmış olduğu anlamını taşır. Bu güçler çatışmasından “Büyük Savaş” ve ondan da Ekim Devrimi doğmuştur. Oysa şimdi bize kendimizi uluslararası durumdan soyutlayıp ülkede kendimiz için kendi sosyalizmimizi inşa etmemiz söyleniyor. Bu metafizik düşünce yöntemidir. Dünya ekonomisinden soyutlanma imkanı yoktur.”(12)

Bir başka yerde Troçki eşitsiz gelişme yasasının ülke içindeki sosyo-ekonomik sonuçlarına şöyle değiniyordu:

“Sosyalizmin inşası sadece bir ülkenin ‘olgunluk’ veya “hamlığı’yla çözülemlenmez. Bu hamlık kendi içinde eşitsizdir. SSCB’de bazı sanayi dalları, en temel iç ihtiyaçları karşılamakta son derece yetersizdir, aksine diğer dallar varolan koşullar altında yaygın ve artan ihracat olmaksızın gelişemezler. (…) Diğer taraftan ‘eğer çok bol olanlar’ ihraç edilemezlerse, ‘yetersiz’ dallar ciddi şekilde gelişemezler bile. Bir Ütopya’da veya bir Atlantis’te değil, dünyevi ekonomimizin katı coğrafi ve tarihi koşulları içinde, yalıtık bir sosyalist toplum inşa etmenin olanaksızlığı, çeşitli ülkeler için farklı şekillerde –bazı dalların yetersiz gelişmesiyle, diğerlerininse aşırı gelişmesiyle– belirlenir. Bütün olarak alındığında bu, modern üretici güçlerin ulusal sınırlarla uyumsuz olduğu anlamına gelir”.(13)

Bununla birlikte bu akıl yürütme “kısırdöngü saftatası”ndan kurtulamıyor. Akıl yürütmenin döngüselliğini Troçki şöyle aktarıyordu:

“Bu uslamlama kusursuzdur: ‘Madem gerekli ve yeterli olan herşeye sahibiz, bu nedenle ona sahibiz’. Kanıtlaması gereken bir noktadan yola çıkarak, ona hiçbir giriş çıkış yapmadan, Buharin kendine yeterli bir sosyalist ekonomi sistemi oluşturuyor”.(14)

Yani Buharin ispat etmesi gereken şeyi (sosyalist toplumun iç kuvvetler sorunu olduğu, dünya ekonomisinden yalıtılabildiği) baştan varsayarak buradan kendi kendine yeten bir ekonomi fikrine, yalıtılmış bir sosyalizme varıyor. Dünya sermayesine olan bağımlılıktan nasıl soyutlanılacağını ise göster(e)miyor ( bu meseleyi aleyhte itirazlarda detaylandıracağım). 

c.) Kısmi sosyalizm ve nihai sosyalizm

Stalin komünizmi birinci aşaması sosyalizm ve ikinci aşaması tam komünizm olarak ayırdığı gibi, aynı şekilde sosyalist aşamayı da birinci aşaması kısmi ya da nihai olmayan sosyalizm ve ikinci aşaması nihai sosyalizm olarak ayırır. Bu önermeyle kabaca “tek bir ülkede sosyalizmin zaferi mümkündür, ancak sosyalizmin kesin zaferi mümkün değildir” anlatılmak isteniyor. Bu diyalektik olmayan ayrım bir taraftan Lenin’in sosyalizmin ulusal düzeyde tamamlanamayacağı yönündeki ifadelere kılıf buluyorken, diğer taraftan tek ülkede sosyalizmin mümkün olmadığına dair itirazların nihai sosyalizm için geçerli olduğu, sosyalizmin “yarım” ya da “çeyrek” zaferinden bahsedilebileceği ima ediliyor. 

Stalin, Leninizmin Sorunları‘nda bu durumu şöyle özetliyor:

“Tek ülkede sosyalizmin zaferi imkanı ne anlama gelir? Proletarya ile köylülük arasındaki çelişkileri, ülkemizin iç güçlerine dayanarak aşma imkânı anlamına gelir, proletaryanın iktidarı ele geçirip, bu iktidardan, ülkemizde tam sosyalist toplumu kurmak için yararlanabilmesi imkânı anlamına gelir. (…) Diğer ülkelerde devrimin zaferi olmaksızın, tek ülkede sosyalizmin tam, nihai zaferinin imkansızlığı ne demektir? Bu, devrim en azından bir dizi ülkede zafere ulaşmadan, müdahaleye ve dolayısıyla da burjuva düzenin restorasyonuna karşı tam bir garantiye sahip olmanın imkânsız olduğu demektir”.(15)

Açıktır ki Stalin, sosyalizmin nihai zaferinden, ulusal düzeyde inşa edilmiş olan sosyalizmin dış müdahaleye ve burjuva restorasyonuna karşı tam garantisini anlıyor. Bir başka yerde şöyle demekteydi:

“Fakat bir adada değil, önemli bir kısmı sosyalizmin ülkesine karşı düşmanca tavırlar içinde olan, müdahale ve restorasyon tehlikesi yaratan bir ‘devletler sisteminde’ yaşadığımıza göre, açıkça ve dürüstçe ülkemizde sosyalizmin zaferinin nihai olmadığını söylüyoruz.”(16)

Stalin iç çelişkileri, dış çelişkilerden ontolojik olarak ayırarak yalıtılmış bir sosyalizmin iç çelişkilerinin üzerinden kendi başına gelebileceğini iddia ediyor ( yaklaşık 3 milyon kadar insanın ölümüne sebep olmuş zorla kolektifleştirme faciası iç çelişkilerin üzerinden nasıl gelinebileceğine örnek teşkil ediyor ), ulusal parçaların dünya pazarına olan bağımlılığını ise dert edinmiyor. Ona göre sorun, ulusal alana hapsolmuş “sosyalizmin” restorasyona açık olup olmamasında. Yani yalıtılmış bir “sosyalizm” restorasyona açık olduğundan dolayı nihai bir zaferden bahsedilemeyeceği ifade ediliyor. Demek oluyor ki burjuva restorasyona karşı tam garanti söz konusu olsa, sosyalizmin nihai zaferinden bahsedilebilir. Yani bu iki ayrı sosyalizm birbirlerinden burjuva restorasyonuna açık olup olmamasıyla ayrılıyor, sosyo-ekonomik yönden değil. Dolayısıyla sosyalizmin zaferinden kısmi ve nihai olarak söz edilmesi, tek ülkede sosyalizmin mümkün olmadığına dair itirazları savuşturamıyor. Aynı itirazlar “nihai sosyalizme” getirilebileceği gibi “yarım” ya da “çeyrek” sosyalizme de getirilebilir. Bundan farklı olarak şöyle diyordu Troçki:

“Teorik bir siper olarak kullanılan bu varsayım, gerçekte sadece temel çelişkinin teşhirine hizmet etmektedir. Eğer tezleri, hakiki sosyalist inşa çağının sadece proletaryanın en azından birkaç ileri ülkedeki zaferinden sonra başlayabileceği şeklinde yorumlanırsa, o zaman bu yalnızca tek ülkede sosyalizmin inşasının reddidir ve Marx ve Lenin’in konumuna geri dönüştür. Fakat eğer kalkış noktamızı (…) Stalin ve Buharin’in yeni teorisinden alırsak, o zaman şu perspektifi elde ederiz: Dünya proletaryasının dünya çapındaki tam zaferine dek, tek tek birkaç ülke kendi ülkelerinde tam sosyalizmi inşa edecek, ve daha sonra, oyuncak küplerinden binalar inşa eden çocuklar gibi, bu sosyalist ülkelerden sosyalist bir dünya ekonomisi inşa edilecek. İşin doğrusu sosyalist dünya ekonomisi, hiçbir zaman ulusal sosyalist ekonomilerin toplamı olmayacaktır. O temel yönleri itibarıyla, yalnızca kapitalizmin bütün önceki gelişimi tarafından yaratılmış olan uluslararası işbölümü zemininde şekillenebilir.”(17)

Dahası bu ayrım, “gücümüz yettiği ölçüde yalıtılmış bir sosyalizm inşa edebiliriz, bu nihai sosyalizm değildir” şeklinde bir önerme de ima edebilir. Böylelikle kapitalist üretim ilişkileri ile sosyalist üretim ilişkilerinin bir arada varlığını sürdürdüğü melez bir toplum biçimi çıkarılır. Ne ki sosyalizm — aşağıda göreceğimiz gibi — kapitalist üretim ilişkilerinin tam olumsuzlamasını ifade eder. Sosyalizm tanımı gereği kapitalizmden daha üstün bir toplumdur. Sosyalist toplum biçimi, kapitalist üretim ilişkileri ile sosyalist üretim ilişkilerinin melez bir bileşimi olamaz. Kaldı ki tek ülkede sosyalizme dair itirazlar, kapitalist üretim ilişkilerinin ulusal arenada tam olumsuzlanamayacağını imler. Dolayısıyla bu akıl yürütme yine ispat edilmesi gereken şeyi baştan varsayıyor. 

Değer yasası, meta, para, sermaye birikimi gibi ekonomik kategorilerin kısmi bir olumsuzlaması, yani kapitalist üretim ilişkileriyle sosyalist üretim ilişkilerinin bir arada varlığını sürdürmesi ancak kapitalizmden sosyalizme geçiş aşaması olan proletarya diktatörlüğünde söz konusu olabilir. Proletarya diktatörlüğünün ereği kapitalist üretim ilişkileri karşısında sosyalist üretim ilişkilerinin zaferini sağlamaktır. Fakat iç çelişkiler ile dış çelişkiler arasındaki ayrım salt kategorik bir ayrımdır. Yani iç çelişkiler dünya ekonomisinin bir yansımasıdır. Stalin’in düşündüğü gibi iç çelişkileri, dış çelişkilerden ontolojik olarak ayıramayacağımız dolayısıyla bu iki üretim ilişkisi arasındaki mücadele ancak dünya arenasında çözülebilecektir. Ulusal ekonomiler, dünya ekonomisinin basit bir toplamı değildir, sosyalizm de ulusal ekonomilerin basit bir toplamı olmayacaktır. Proleter devrim ya sürekli hale gelir, sosyalizmin kapitalist üretim ilişkileri üzerinde zaferi sağlanır, ya da tecrit olur, iç ve dış çelişkilere kurban giderek geriye kapitalizme döner. Orta yol yoktur. 

d.) Muhalefete dönmek ya da iktidardan vazgeçmek

Bu slogan, tek ülkede sosyalizmi bilimsel olarak temellendirmekten ziyade, yalıtılmış bir sosyalizmin imkan dahilinde olmaması yönündeki itirazları savuşturmayı amaçlıyor. Stalin tek ülkede sosyalizmin imkan dahilinde olmamasından şu sonucu çıkarıyordu: “Ama bu doğruysa, o zaman iktisadımızdaki kapitalist unsurlar üzerinde zafer uğruna mücadele etmeye değer mi? Bundan, böyle bir zaferin imkânsız olduğu sonucu çıkmaz mı?”(18) Bir başka yerde Troçki’nin aktardığına göre Stalin şöyle de demekteydi:

“Partimizin işçi sınıfına yalan söylemeye hakkı yoktur. Sosyalizmin ülkemizde inşa edilebileceğine güvenmemenin, iktidardan vazgeçmeye ve partimizin egemen konumundan muhalefet partisi konumuna geçmesine neden olacağını dürüstçe açıklamalıyız”.(19) 

Bu itiraz bize iki seçenek sunuyor: Ya tek ülkede sosyalizmin imkan dahilinde olduğunu kabul edip, yalıtılmış bir sosyalist toplum kurmak ya da iktidardan vazgeçip, sosyalist toplum için mücadele etmekten vazgeçmek. Bu argümantasyon açıktır ki “yanlış ikilem” safsatasına başvuruyor, çünkü bizi iki seçenekle sınırlayıp, birinin yanlış olduğu gösterildiğinde, diğerinin doğru olacağı varsayılıyor. Oysa ki iktidardan vazgeçmenin yanlış olmasıyla, tek ülkede sosyalizmin imkan dahilinde olup olmaması arasında bir alaka yoktur. Yalıtılmış bir sosyalizmin imkan dahilinde olmaması bir şeydir, iktidardan vazgeçmek başka bir şeydir. Birincisi, ikincisini gerektirmez; ki seçenekler bu ikisiyle sınırlandırılamaz. Akıl yürütmenin hatası da tam olarak bizi iki seçenekle sınırlayıp, siyah ile beyaz arasında bir seçim yapmaya zorlamasıdır.

Nitekim Troçki, “bu teleolojik argümana 1905’te Menşeviklere verdiğimiz cevabı verebiliriz” diyor ve ekliyordu:

“Sınıf mücadelesinin nesnel gelişimi proletaryayı iki alternatifle karşı karşıya bırakırsa (ya devlet iktidarının hak ve görevlerini eline al ya da sınıf mevziini teslim et) sosyal demokrasi devlet iktidarının ele geçirilmesini gündemin başına yerleştirecektir. Bunu yaparken asla daha derin türden gelişme süreçlerini, üretimin büyüme ve merkezileşme süreçlerini gözardı etmeyecektir. Ama şöyle diyecektir: Son çözümlemede ekonomik gelişmenin gidişatına dayanan sınıf mücadelesinin mantığı, burjuvazi ekonomik misyonunu tamamlamadan proletaryayı diktatörlüğe doğru iterse (…) bu sadece tarihin onun sırtına devasa zorlukta bir görev yüklediği anlamına gelir. Belki proletarya mücadelede tükenip yükünün ağırlığı altında ezilebilir; belki. Ama sınıfsal yozlaşma ve tüm ülkeyi barbarlığa sürükleme korkusu yüzünden bu görevleri reddedemez.”(20)

Yine başka yerde bu akıl yürütmenin ideolojik sonucuna şöyle değişiyordu: “Bu sadece ulusal ekonominin kıt kaynaklarına güven duyma hakkımız olduğu, fakat uluslararası proletaryanın bitmez tükenmez kaynaklarına güven duymaya kalkışmamamız anlamına gelir.”(21)

Sürekli devrim perspektifine göre tecrit olmuş proletarya iktidarının kaderi, ileri ülkelerin proletaryasının kaderine bağlıdır, çünkü iç ve dış çelişkiler dolayısıyla proletarya iktidarının zemini kaygan olacaktır. Bu kaygan zeminin üstesinden gelmek ancak ileri ülkelerin proletaryasının çabalarıyla mümkün olacaktır. Fakat tecrit olmuş proletarya iktidarının yardımına ileri ülkelerin proletaryası yetişinciye kadar işçi hükümeti iktidarını sağlamlaştırmak için çalışacaktır. Troçki, Sonuçlar ve Olasılıklar broşüründe iç ve dış çelişkiler müsade ettiği ölçüde proletaryanın iktidarı aldıktan sonra onu korumak için sonuna kadar savaşacağını belirtmişti. Yine Troçki’nin aynı metinde ifade ettiği gibi proletaryanın iktidarında asgari ve azami program arasında ayrım silikleşir, doğrudan kesintisiz ve süreklilikçi bir perspektifle demokratik program aşılıp sosyalist önlemlere başvurulur. Fakat proleter devrimin tecrit olması durumunda iç ve dış çelişkiler sosyalist önlemlere gem vuracak, proletaryanın iktidarını sağlamlaştırması güç olacaktır. Rusya özelinde şöyle demekteydi Troçki: “Kendi kaynakları ile baş başa bırakıldığında Rus işçi sınıfına köylülük sırtını döndüğü anda, karşıdevrim tarafından kaçınılmaz olarak ezilecektir. Politik yönetiminin kaderini, dolayısıyla Rus devriminin tüm kaderini, Avrupa’daki sosyalist devrimin kaderine bağlanmaktan başka bir seçeneği olmayacaktır”.(22) Sürekli devrim perspektifine göre, ulusal sosyalizmin mümkün olmaması, iktidardan ya da sosyalist toplumu inşa etme görevinden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Uzun süre tecrit olmuş bir sosyalist devrim, iç ve dış çelişkiler dolayısıyla, proletarya kendi iktidarını daha yerleştiremeden kendiliğinden yozlaşacak, bir karşı-devrime kurban gidecektir. Troçki’nin ifadesiyle proleter devrimin ulusal sınırlar içinde kalması geçici bir durum olacaktır. Nitekim korkunç bürokratikleşme ve Stanilist hizip bu yalıtılmışlığın bir ürünüydü. 

2.) Aleyhte argümanlar

a.) Üretici güçler belirlenimciliği

Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki ilişki Marx’ın tarih anlayışının temelini oluşturur. Bu diyalektik ilişkide üretici güçlerin gelişim düzeyi, üretim ilişkisine tekabül eder. Üretim ilişkilerinin, üretici güçlerin gelişim düzeyine bağlı olarak kendisine özgül toplumsal üretim ilişkileri vardır. Marx bunun için şöyle yazar: “İnsanların üretim güçlerinin belirli bir düzeyini varsayın, insanlar arası ilişkilerin ve tüketimin belirli bir biçimini elde edersiniz.”(23) Bundan dolayı Marx, bir toplumsal düzenin yıkılmasında üretici güçlerin gelişmesini zorunluluk olarak karşımıza koymuştur. O üretici güçlerin gelişim düzeyinin önemini Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı kitabının Önsöz‘ünde şöyle vurgular:

“Gelişimlerinin belirli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, mevcut üretim ilişkilerine ters düşer. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler onların engelleri haline gelir, o zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.”(24)

Marx’ın ileri sanayileşmiş ülkelerde ilk olarak sosyalist devrimlerin gerçekleşeceğine ilişkin öngörüsü, üretici güçler ile tarihin gelişim seyri arasında kurduğu paralelliğe dayanıyor. İleri seviyede gelişen üretici güçlerle birlikte eşzamanlı olarak olgunlaşan proletaryanın ancak tüm toplumların ihtiyaçlarını yerine getirebileceğini düşünmüştü. Alman İdeolojisi‘nde bunun bir önkoşul olduğunu vurgular: “Üretici güçlerin bu gelişiminin (bu aynı zamanda daha şimdiden insanların yerel ölçekte değil, evrensel-tarihsel plandaki ampirik varlığını sağlar) mutlak zorunlu pratik bir önkoşul olmasının bir diğer nedeni de şudur: Bu koşul olmaksızın yalnızca yoksunluk gelişi; yani yokluk ile birlikte zorunlu ihtiyaçlar uğruna çatışma yeniden başlar.”(25) Sosyalist devrim için Marx’ın öngördüğü koşullar Rusya’da yoktu. Marx ve Engels’in Rus devriminin ancak Batı’da sosyalist devrimle tamamlanması halinde komünist üretim ilişkilerinin yerleştirebileceği tespitini de bu bağlamda düşünmek lazım. Rusya’da sosyalizmin önündeki engel, Stalin’in düşündüğü gibi tek başına sanayileşme hamlesiyle aşılamaz idi, zira üretici güçlerin gelişimi ulusal sınırları aşmıştı.

Troçki’ye göre üretici güçlerin ulaştığı uluslararası düzey, kendisinden yerel ölçekte daha üstün olan üretim ilişkilerinden daha geride olamazdı. Micheal Löwy’nin belirttiği gibi Troçki’nin konudaki en ciddi argümanıydı bu. Şöyle demekteydi Troçki:

“Marksizm kendisine kalkış noktası olarak aldığı dünya ekonomisine, ulusal parçaların basit bir toplamı olarak değil, iş bölümünün uluslararası bir nitelik kazanması ve bağımsız bir gerçeklik olarak bakar. Kapitalist toplumun üretici güçlerinin gelişimi çoktan beri ulusal sınırların dışına taşmış durumdadır (…) Üretim tekniği açısından sosyalist toplum, kapitalizmden daha yüksek bir düzeyi temsil etmelidir. Ulusal olarak tecrit edilmiş sosyalist bir toplum kurmayı amaçlamak, geçmişteki tüm başarılara rağmen, üretici güçleri kapitalizme göre daha geriye itmek olur.”(26)

Troçki’nin belirttiği gibi sosyalizm, ekonomik gelişim bakımından en gelişkin kapitalist toplumdan üstün bir toplumdu. Üretici güçlerin ulusal sınırları aştığı dolayısıyla ulusal bir sosyalizm mümkün değildi. Bir başka yerde şöyle diyordu Troçki:

“Kuşkusuz Sovyetler Birliği bugün bile Marx’ın döneminin en ileri ülkelerinin üretici güçlerinin ötesine geçmiştir. Ama birincisi, iki rejimin tarihsel rekabetinde önemli olan mutlak değil göreli düzeylerdir; Sovyet ekonomisi Hitler, Baldwin ve Roosevelt’in kapitalizmiyle karşı karşıyadır, Bismarck, Palmerstone ya da Abraham Lincoln’un değil. İkincisi, dünya teknolojisindeki gelişmeyle birlikte insani taleplerin kapsamı köklü biçimde değişir. Marx’ın çağdaşları otomobilden, radyodan, sinemadan, uçaktan bihaberdiler. Oysa sosyalist bir toplum, bu mallardan özgürce yararlanma olmaksızın düşünülemez.”(27)

Marx’ın ise Alman İdeolojisi‘nde belirttiği üzere: “Komünizm ancak egemen halkların ‘hep birden’ ve eşzamanlı eylemiyle mümkündür. Bu da üretici güçlerin evrensel gelişimini ve buna bağlı olan dünya çapında ekonomik ilişkileri gerektirir.”(28) Troçki de, Marx’ın “bütün üretici güçler yeteri kadar gelişmeden önce hiçbir toplumsal düzen yıkılamaz” formülünün uluslararasılığına vurgu yapar: “Kalkış noktası olarak tek bir ülkeyi değil, bir evrensel toplumsal yapılar silsilesini alır.”(29) Üretici güçler ulusal sınırlarla uyumlu olmadığından dolayı ulaştığı düzey tek bir ülke açısından düşünülemez. Sosyalist toplum için olgunluk ancak dünya ölçeğinde mümkün olabilir, çünkü dünya ekonomisi ulusal parçaların basit bir toplamı değildir; Troçki’nin de belirttiği gibi “ulusal özellikler, dünya sürecinin temel çizgilerinin özgün bir bileşimini ifade eder.”(30) Troçki bu durumu şöyle ifade ediyor: “Sosyalizm kapitalizmden sadece en yüksek seviyedeki üretici güçleri devralmamalı, onları derhal ileriye taşımalı, onlara kapitalizm altında görülmedik bir gelişim sağlamalıdır. O halde sosyalizm, kapitalizm altında ulusal devlet sınırlarını şiddetle yıkmaya çalışan üretici güçleri, nasıl bu sınırlara sıkıştırabilir?”(31) Üretici güçlerin gelişimi ulusal sınırları parçalamışken, ulus devlet içerisinde kaplumbağa hızında üretici güçleri ileriye taşımak mümkün olmaz. 

b.) Uluslararası iş bölümü ya da dünya pazarı

Kapitalizmin ulusal parçaları kendisini dünya pazarından soyutlayamaz, çünkü dünya pazarı, ulusal parçaların ekonomisinin yönünü tayin eder. Şöyle demekteydi Troçki:

“Hiçbir şey, yalıtık bir ‘tam sosyalizm’ teorisine, dış ticaret hesaplarımızın son yıllarda ekonomik plan hesaplarımızın kilit taşı haline gelmesi basit gerçeği kadar ölümcül bir darbe indiremez. Sanayimiz de dahil, ekonomimizdeki en muşkül nokta tümüyle ihracatımıza bağlı olan ithalatımızdır. Ve bir zincirin mukavemeti daima onun en zayıf halkasınca belirlendiginden, ekonomik planlarımızın boyutları, ithalatımızın boyutlarına uydurulmaya çalışılır.”(32)

Troçki’nin aktardığına göre Sovyet hükümetinin Devlet Planlama Komisyonu şöyle demekteydi: “İçinde bulunduğumuz yılın denetim hesaplarını kaleme alırken, yöntemsel olarak, ihracat ve ithalat planlarımızı tüm plan için bir başlangıç noktası olarak almak zorundayız.”(33) Dolayısıyla denetim hesapları dünya ekonomisinden soyutlanamaz. Buharin’in düşündüğü ( ya da düşünemediği ) gibi Sovyet Hükümeti’nin dünya sermayesinden soyutlanmasını arzu etmek yetmiyor. Gerçekliği, arzularımıza uyduramıyoruz. Kapitalizm nasıl dünya pazarını şart koşuyorsa, sosyalizm de kendisini ulusal düzeye hapsedemezdi, çünkü Troçki’nin işaret ettiği gibi sosyalizm, uluslararası iş bölümünden yola çıkmalı, mal ve hizmetlerin uluslararası değişimini en son noktasına götürmelidir. Bunu biraz daha açalım. 

Kapitalizmin itici gücü tüketim değil birikim için birikim yapılmasıdır. Marx’ın deyişiyle kapitalistleri harekete geçiren “kullanımdaki değerler ve onlardan yararlanma isteği değil; değişim değeri ve onu arttırma isteği”, “birikim için birikim, üretim için üretimdir.” Kapitalizmde değişim değeri için üretim yapılması, ürünlerin meta biçimini almasına karşılık gelir. Nitekim değer yasasının ve meta üretiminin genelleşmesi ancak kapitalizmde mümkün olmuştur. Kapitalizm de üretim değer yasası tarafından düzenlenir: “Değer, kapitalist üretim sürecinin kendine özgü karakteristik doğasının ifadesidir.”(34) Değer yasası sermaye ve emek gücünün oranını, meta fiyatlarını belirler. Bu yasa toplumsal üretim ilişkilerini piyasayla düzenler. Yani üretimi düzenleyen yasalar insan iradesinden bağışık gerçekleşir. Dolayısıyla üretim planlarında değer yasası belirleyici olur. Sosyalizm ise kapitalizmde üretimi düzenleyen değer yasası, meta, para, sermaye birikimi gibi ekonomik kategorilerin olumsuzlamasını ifade eder. “Üreticilerin özgür birliğine” dayanan bir toplum olarak sosyalizmde üretim, insan denetiminden bağımsız gerçekleşmez, tam tersine üretim bilinçli bir planlamanın ürünü olacaktır. Kapitalizmde üreticiler ürünlerinin egemenliği altındayken, sosyalizmde ürünler üreticilerin egemenliği altına girer. Bu iktisadi yabancılaşmanın alt edilmesi için elzemdir, zira sosyalizm bir devlet biçimi değil, Troçki’nin belirttiği gibi toplumsal bir rejimdir. 

Ne ki yalıtılmış bir ulus devlette planlamanın bir devlet biçimine bürünmesi, değer yasası, meta, sermaye birikimi gibi üretimi düzenleyen ekonomik kategorilerin tam olumsuzlamasını ifade etmez, çünkü ulusal ekonomiler, dünya pazarından kendisini soyutlayamaz. Sovyet hükümetinin, denetim hesapları için ihracat ve ithalat planlarını başlangıç noktası olarak alması, dünya sermayesine olan bağımlılığını ifade eder. Dış ticaret tekeli, Troçki’nin belirttiği gibi sadece “dünya pazarına bağımlılığımızı düzenler, onu ortadan kaldırmaz.”(35) Yani üretim planı, üreticilerin bilinçli yönlendirmesiyle olmaz, dünya ekonomisine dayanır. Yalıtılmış bir “sosyalizmin” dünya sermayesiyle olan rekabeti devam eder. Tony Cliff yalıtılmış bir planlamanın dünya sermayesine bağımlılığını şöyle özetler: “Dünya pazarında yüksek fiyatlı olan metaları üretmeye çalışacak ve dış alımda da mümkün olan en ucuz metayı almaya uğraşacaktır. Böylece özel bir kapitalist gibi neye yarayacağına aldırmaksızın şu ya da bu cins kullanım değeri üreterek, sahip olduğu değerleri arttırma amacını gidecektir. (…) Kullanım değerleri birer amaç olmalarına karşın, birer araç olmayı da sürdürürler.”(36) Dolayısıyla ulusal bir “sosyalizm”, üreticilerin özgür birliğine dayalı bir toplum rejiminden uzak olacaktır, üretim planı üreticilerden bağışık olarak gerçekleşecek, toplumsal ilişkilere hükmeden yasalar, dolayısıyla da iktisadi yabancılaşma varlığını sürdürmeye devam edecektir. 

Sosyalizmin, sınıflı toplum biçimlerinden farkını Engels şöyle aktarıyordu:

“Üretim araçlarının toplum tarafından el konulmasıyla birlikte meta üretimine ve dolayısıyla ürünün üretici üzerindeki egemenliğine son verilir. Toplumsal üretimdeki anarşinin yerine planlı, bilinçli örgütlenme koyulur. Bireysel var olma mücadelesi son bulur. (…) İnsanları çevreleyen ve bugüne kadar insanlara hükmetmiş olan yaşam koşulları, artık, kendi toplumsallaşmalarının efendileri haline gelmeleri nedeniyle ve bu yolla ilk kez doğanın bilinçli, gerçek efendileri olan insanların egemenliği ve denetimi altına girer. O zaman, kendi toplumsal eylemlerinin (bugüne kadar yabancı, onlara hükmeden doğa yasaları olarak karşılarında duran) yasaları, insanlar tarafından eksiksiz bilgiyle kullanılır ve böylece bunlara hükmedilir. İnsanların (bugüne kadar doğa ve tarih tarafından dayatılmış olarak karşılarında duran) kendi toplumsallaşmaları, artık özgür eylemleri olur. Bugüne kadar tarihe hükmetmiş olan nesnel, yabancı güçler, insanların denetimi altına girer. Ancak o zamandan itibaren, insanlar kendi tarihlerini tam bir bilinçle kendileri yapacak, ancak o zamandan itibaren, onlar tarafından harekete geçirilen toplumsal nedenler, ağırlıklı olarak ve durmadan artan ölçülerde, onların istediği sonuçları doğuracaktır. İnsanlığın zorunluluk dünyasından özgürlük dünyasına sıçrayışıdır bu.”(37)

Ulusal alana hapsolmuş bir planlama, toplumsal üretim ilişkilerine hükmeden değer yasasını kısmi olarak olumsuzlasa da onu hiçbir zaman yok etmez. Son tahlil de üretim planları üzerinde belirleyici olmaya devam eder. Nitekim Engels Anti-Dühring‘de, devlet eliyle mülkiyetin kamulaştırılmasının kapitalizmin özgül karakterinde ya da ücretli emeğin kendisinde bir değişim getirmeyeceğini ifade etmişti:

“Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, esas olarak kapitalist bir makinedir: Kapitalistlerin devleti, düşüncedeki kolektif kapitalist. Üretici güçleri ne kadar çok kendi mülkiyetine geçirirse, o kadar çok gerçek kolektif kapitalist durumuna gelir, yurttaşları o kadar çok sömürür. Kapitalist ilişki ortadan kaldırılmamış, tersine doruğuna götürülmüştür. Ama bu doruğa vardıktan sonra, tersine döner. Üretici güçler üzerindeki devlet mülkiyeti, çatışmanın çözümü değildir.”(38)

Sosyalizm, dünya pazarının varlığı hasebiyle kendisini ulusal sınırlara hapsedemez. Troçki’nin de deyişiyle sosyalizm temel yönleri itibarıyla, yalnızca kapitalizmin bütün önceki gelişimi tarafından yaratılmış olan uluslararası iş bölümü zemininde şekillenecektir. Kimi Stalinist yazarların iddia ettiği gibi bu, kapitalist dünya ekonomisiyle bütünleşmek demek değil, dünya ekonomisinin ulusal bölünmesine karşı bir tavırdır. Tam tersine kapitalizmle bütünleşmeye karşılık gelen teori tek ülkede sosyalizm teorisidir. Sürekli devrim perspektifi, kapitalist dünya ekonomisiyle barış içinde yalıtılmış bir “sosyalizmin” mümkün olmayacağını anlatır.

c.) Ya uluslararası devrim ya da geriye, kapitalizme gitmek

Stalinist sol tarafından tek ülkede sosyalizm ile dünya devriminin birbirlerini yadsımadığı söylenir. Böylelikle dünya devrimi salt bir arzu, enternasyonalizm soyut bir ilke olarak olarak ele alınır. Ne ki tek ülkede yalıtılmış bir “sosyalizmin” inşa edilebileceğine olan inanç Troçki’nin deyişiyle sosyal-yurtsever bir anlayışa karşılık gelecektir: “Temel sınıf amacının ulusal yolla veya ulusal sınırlar içinde gercekleştirilemeyeceği yenilmez inancı, devrimci enternasyonalizmin tam kalbini oluşturur. Bununla birlikte, eğer bir ulusal proletaryanın çabaları aracılığıyla ulusal sınırlar içinde nihai amaç gerçekleştirilebilirse, o taktirde enternasyonalizmin belkemiği kırılmıştır.”(39) Tek ülkede sosyalizme olan inançla, dış politika yalıtılmış “sosyalizmin” çıkarlarına uydurulur, zira 1926 İngiliz genel grevi, İspanya İç Savaş’ı, 1925-27 Çin devrimi gibi devrimci dalgalanmalar, Stalinist bürokrasinin çıkarları uğruna heba edilmişti. SSCB’nin sosyalizmi kurma misyonunu üstlenip, dünya proletaryasına aşamalı bir devrim perspektifi sunması yine bu sosyal-yurtsever anlayışa karşılık gelir. Troçki’den aktaracak olursak: “Dünya çapındaki proleter devrim arenasına gitmeksizin, sadece devrimimizin iç güçlerince çözülebilecekse, o zaman Enternasyonel, kongresi her dört yılda ya da her on yılda bir, hatta belki de hiç toplanamayacak olan, kısmen bir yan kuruluş ve kısmen de bir süs kurumu haline gelmeye mahkumdur.”(40) Nitekim Komintern’in 1943’te Stalin tarafından dağıtılması sürpriz değil, tek ülkede sosyalizm teorisinin mantıki bir sonucuydu. Oysa tam tersine sürekli devrim perspektifi, yani, yalıtılmış bir sosyalizmin imkan dahilinde olmamasına dair inanç, tecrit olmuş proletarya iktidarını uluslararası proletaryanın devrimci mücadelesine bağımlı kılacak, kader birliği yapmaya zorlayacaktır. Dolayısıyla politikasını dünya proletaryasının çıkarlarına uyduracaktır. 

Troçki, proleter devrimin uzun süre tecrit altında kalamayacağını erken bir tarihte Sonuçlar ve Olasılıklar da ortaya koymuştu. Troçki’nin belirttiği gibi ulusal alana hapsolmuş bir proleter devrim, sürekli hale gelmediği durumda iç ve dış çelişkilerin kurbanı olacaktır. Bu perspektife göre dünya devrimi salt bir arzu değil, proleter devrimlerin çelişkilere kurban gitmemesi için bir zorunluluktur. Çünkü sosyalist politikalar Troçki’nin işaret ettiği gibi hem ülkenin maddi kaynakları hem de muhtemel müttefikleri karşı-devrimin saflarına itmeyecek bir politika tarafından belirlenecektir. Çevre ülkelerin proletaryasının yardımına ileri ülkelerin proletaryasının desteği olmadan sosyalist önlemler, politik engellerle karşılaşır. Şöyle diyor Troçki: “Sorun iki sistem arasındaki, iki toplumsal sınıf arasındaki mücadelelerin dinamikleri tarafından karara bağlanır. (…) İttifakı gerçekten başarmak, ürününün toplanmasını güvenceye almak ve ihracat ve ithalatımızı arttırmak, sadece bizim kapasitemize bağlı değildir; bir başka deyişle sadece, şüphesiz bu mücadelede son derece önemli etkenler olan dahili başarılarımıza değil, aynı zamanda dünya kapitalizminin kaderine, durgunluğuna, yükseliş veya çöküşüne, yani dünya ekonomisi ve dünya devriminin akışına da bağlıdır. Sonuç olarak, sorun sadece ulusal yapının çerçevesi içinde değil, aksine dünya ekonomik ve politik mücadele arasında belirlenir.”(41) İç çelişkiler, dış çelişkilerden ontolojik olarak bağışık değildir, birbirlerine bağımlıdır. Ulusal parçaların politik ve ekonomik güçleri dünya arenasının yansıması olduğundan dolayı sorun ulusal düzeyde çözüme kavuşturulamayacaktır. Dolayısıyla bu çelişkilerin sonuca bağlanması ancak dünya çapında mümkündür. Süreli devrim perspektifine göre dünya kapitalizmi bizi şu iki seçenekle sınırlandırır: Ya uluslararası devrim ya da geriye kapitalizme gitmek. Troçki’nin belirttiği gibi “enternasyonalizm soyut bir ilke değil, fakat dünya ekonomisinin karakterinin, dünya üretici güçlerinin gelişiminin ve sınıf mücadelesinin dünya ölçüsünde yaygınlaşmasının teorik ve politik yansımasıdır.”(42)

Dünya devrimi geri çekildiği durumda, mevcut koşullar iktidardan vazgeçmek ya da yalıtılmış bir sosyalizm inşa etmek arasında bir seçim sunmaz. Yalıtılmış bir sosyalizmi gerçekleştirmek pratik olarak imkansız olduğuna göre, tecrit olmuş proletarya iktidarı, iç ve dış koşullara bağlı olarak ya yeni bir devrimci dalgaya kadar sağlamlaştırılır, ya da geriye kapitalizme dönülür. Bu dünya devrimine kadar beklemek demek değil. Troçki, proletaryanın iktidarını sağlamlaştırmak için sosyalist önlemlere başvurmak zorunda kalacağını 1904-1906 yıllarında Sonuçlar ve Olasılıklar broşüründe ortaya koymuştu. Stalinist bürokrasinin proleter devrimin tecrit olmasını bahane gösterip tek ülkede sosyalizmin pratik bir zorunluluk olmasını ileri sürmesi geriye kapitalizme gitmenin somut bir örneğini oluşturuyor, çünkü Stalinist bürokrasinin kendisi iç ve dış çelişkilerin, proleter devrimin tecrit olmasının ürünüdür. Rus İç Savaşı’yla aşağıdan insiyatifin tuzla buz olması, işçiler ile köylüler arasındaki makasın açılması, NEP politikalarıyla özel kapitalizme taviz verilmesi, Stalinist bürokrasinin bağımsız bir varoluş kazanması tecrit olmuş proleter devrimin iç ve dış çelişkilerin kurbanı olacağını gösteriyor. Troçki’nin belirttiği gibi sadece ekonomik olarak değil, politik olarakta tek ülkede sosyalizmin inşası mümkün olmayacaktır. 

***

Dipnotlar:

1.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 27. 

2.) Troçki, Lenin’in Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine makalesini şöyle yorumluyordu: “Lenin’in düşündüğü neydi? Yalnızca, bir proletarya diktatörlüğünün kurulması anlamında sosyalizmin zaferinin, ilkin, tam da bu olgu nedeniyle kapitalist dünyayla karşı karşıya gelecek olan tek ülkede olanaklı olduğuydu. Proleter devlet, bir saldırıya karşı koyabilmek için ‘ülkesinde sosyalist üretimi örgütlemek’ zorunda olucaktır, yani kapitalistlerden aldığı fabrikaların çalışmasını örgütlemek zorunda olacaktır. Hepsi bu. Böyle bir ‘sosyalizmin zaferi’, görüldüğü gibi, ilk önce Rusya’da başarıldı ve ilk işçi devleti kendisini dünya müdahalesine karşı savunmak için, herşeyden önce ‘ülkesinde sosyalist üretimi örgütlemek’ ya da ‘sürekli olarak sosyalist tipte’ tröstler yaratmak zorundaydı. Tek ülkede sosyalizmin zaferiyle, Lenin sonuç olarak kendi kendine yeten bir sosyalist toplum hayali –ve geri bir ülkede– kurmadı, ama çok daha gerçekçi bir şeyin, yani varlığının ilk dönemleri boyunca Ekim Devriminin başardığı şeyin hayalini kurdu. (…) 

Onun aklındaki, sosyalist inşanın tümüyle farklı ve ortak noktası olmayan iki aşamasıydı. İlk durumda ‘sosyalizmin kesin kuruluşuylayla’ Lenin bir yıllık bir zamanda, hatta birkaç ay içinde sosyalist bir toplum inşasını anlatmaz, yani sınıfların ortadan kaldırılacağını, kent ve kır arasındaki çelişkinin bertaraf edileceğini anlatmaz; proleter devletin elindeki imalâthane ve fabrikalarda üretimin yeniden ayağa kaldırılmasını ve böylece ürünlerin kent ve kır arasında değişime sokulması olanağının temin edilmesini anlatır. (..)

Ne var ki daha da hazin olan şey Lenin’in bu pasajı Rusya’ya uygulanmak üzere yazmamış olduğudur. Lenin Rusya’nın aksine Avrupa’dan bahsediyordu. Bu, yalnızca Avrupa Birleşik Devletleri sorununa hasredilen ve alıntı yapılan makalenin içeriğinden değil, aynı zamandan Lenin’in o zamanki tüm konumundan da anlaşılır. (…)

Hemen Ekim döneminden önce, bu konuda Lenin’in konumu neydi? 1917 Şubat devriminden sonra İsviçre’yi terkederken Lenin İsviçreli işçilere şunları bildirdiği bir mektup yazdı:

Rusya bir köylü ülkesidir; Avrupa’nın en geri ülkelerinden biridir. Sosyalizm orada hemen zafer kazanamaz, (…) ülkenin köylü karakteri, 1905 deneyimi temelinde, Rusya’da burjuva demokratik devrime korkunç bir ivme kazandırabilir ve devrimimizi dünya sosyalist devrimine bir başlangıç, ona doğru bir adım haline getirilebilir. (…) Rus proletaryası, kendi güçleriyle sosyalist devrimi muzaffer bir şekilde tamamlayamaz. (…)

Eğer Lenin 1915’te, savaş ve gericilik döneminde, Rus proletaryasının sosyalizmi tek başına inşa edebileceğine ve böylelikle bu işin tamamlanmasından sonra burjuva devletlere savaş ilan edebileceğine inansaydı, 1917’nin başında, Şubat devriminden sonra, kendi güçleriyle sosyalizmi inşa etmenin geri köylü Rusya için olanaksızlığından açık bir şekilde nasıl söz edilebilir?”

Bkz. Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 28-32.

3.) Lev Troçki (akt.), Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 28.

4.) Lev Troçki (akt.), Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 22-24.

5.) Lev Troçki, Sürekli Devrim, Ahmet Muhittin (çev.), Yazın Yayıncılık, Dördüncü Basım, İstanbul 2017, s. 35.  

6.) Lev Troçki, Sürekli Devrim, s. 35.

7.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 24.

8.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 24.

9.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 24.

10.) Lev Troçki (akt.), Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 43-44.

11.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 44.

12.) Tony Cliff (akt.), Troçki 3, Ali Çakıroğlu (çev.), Marx21 Yayınları, İstanbul 2015, s. 177-178. 

13.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 55.

14.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 44.

15.) J. Stalin, Leninizmin Sorunları, İsmail Yarkın, Süheyla Kaya ve Saliha N. Kaya (çev.), İnter Yayınları, Ankara 1997, s. 188. 

16.) J. Stalin, “Tek Ülkede Sosyalizm“, https://yenidemokrasi.blogspot.com/2017/04/tek-ulkede-sosyalizm-uzerine-stalin.html?m=1 (21.21.2020), Erdoğan A. (çev.)

17.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 52.

18.) J. Stalin, Leninizmin Sorunları, İsmail Yarkın, Süheyla Kaya ve Saliha N. Kaya (çev.), İnter Yayınları, Ankara 1997, s. 190.

19.) Lev Troçki (akt.), “Tek Ülkede Sosyalizm“,  https://www.marxists.org/turkce/trocki/1930/tus.htm, (21.08.2020), Elif Çağlı (çev.)  

20.) Lev Troçki, “Tek Ülkede Sosyalizm“,  https://www.marxists.org/turkce/trocki/1930/tus.htm, (20.08.2020), Elif Çağlı (çev.)

21.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 58.

22.) Lev Troçki, Sürekli Devrim, Ahmet Muhittin (çev.), Yazın Yayıncılık, Dördüncü Basım, İstanbul 2017, s. 300-301.

23.) Karl  Marx  ve  Friedrich  Engels,  Felsefe  İncelemeleri,  Cem  Eroğul  (çev.), Yordam Kitap, Dördüncü Basım, İstanbul 2017, s. 156. 

24.) Karl  Marx,  Ekonomi  Politiğin  Eleştirisine  Katkı,  Sevim  Belli  (çev.),  Dördüncü Basım, Ankara 1979, s. 25-26. 

25.) Karl  Marx  ve  Friedrich  Engels,  Alman  İdeolojisi,  Olcay  Geridönmez  ve Tonguç Ok (çev.), Kor Kitap, İstanbul 2018, s. 42. 

26.) Lev  Troçki,  Sürekli  Devrim,  Ahmet  Muhittin  (çev.),  Yazın  Yayıncılık, Dördüncü  Basım,  İstanbul  2017,  s  32.  

27.) Lev Davidoviç Trotskiy, İhanete Uğrayan Devrim, Çiçek Öztek (haz.), Alef Yayınevi, İstanbul 2006, s. 75-76.

28.) Karl Marx ve F. Engels, Alman  İdeolojisi, Olcay Geridönmez ve Tonguç Ok (çev.), Kor Kitap, İstanbul 2018, s. 42.

29.) Lev Troçki, “Tek Ülkede Sosyalizm“, https://www.marxists.org/turkce/trocki/1930/tus.htm,  (21.08.2020),  Elif  Çağlı (çev.)  

30.) Lev  Troçki,  Sürekli  Devrim,  Ahmet  Muhittin  (çev.),  Yazın  Yayıncılık, Dördüncü  Basım,  İstanbul  2017,  s  33.

31.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 50.

32.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 45.

33.) Lev Troçki (akt.), Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 45.

34.) Tony Cliff (akt.), Rusya’da Devlet Kapitalizmi, Roni Margulies ve Tarık Kaya (çev.), Z Yayınları, İstanbul 2018, s. 199. 

35.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 47.

36.) Tony Cliff, Rusya’da Devlet Kapitalizmi, Roni Margulies ve Tarık Kaya (çev.), Z Yayınları, İstanbul 2018, s. 216-217. 

37.) Friedrich Engels, Ütopyadan Bilime Sosyalizmin Gelişimi, Erkin Özalp (çev.), İstanbul 2018, s. 101. 

38.) Fridrich Engels, Anti-Dühring, Kenan Somer (çev.), Sol Yayınları, İkici Basım, Ankara 1977, s.441.

39.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, Ufuk Demirsoy (çev.), Tarih Bilinci, İstanbul 2000, s. 65. 

40.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 57.

41.) Lev Troçki, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonel, s. 48-49.

42.) Lev  Troçki,  Sürekli  Devrim,  Ahmet  Muhittin  (çev.),  Yazın  Yayıncılık, Dördüncü  Basım,  İstanbul  2017,  s  16.