İspanyol Devrimi: Tarihsel gelişimi ve dersleri

image_pdf

İşçi sınıfının belleğine nakşolunmuş bazı anlar vardır ki, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa yayılır. Hiçbir güç tarafından silinip, unutturulamaz. İnsanoğlunun kurtuluş ümidi, ezilenlerin yüz yıllardır sindirilmiş enerjisi, özveri ve cesaret işte o anlarla özdeşleşir. Sınıfın belleğinde durmaksızın yansıyan parlak bir aynaya dönüşür o anlar. 1936 Temmuzu’nda patlak veren İspanyol İç Savaşı ve sosyal devrim deneyimi işte o anların başında gelir.

Devrim hâlâ bir ihtimal ve çok güzel!

17-18 Temmuz 1936 tarihlerinde faşist General Franco’ya bağlı güçlerin yasal bir hükümete karşı ayaklanmasının ve bu ayaklanmaya karşı koyan işçi sınıfı ve yoksul köylülüğün başlattığı sosyal devrimin uğradığı yenilginin korkunç deneyimlerinin üzerinden 73 yıl geçmiş durumda. Yaklaşık bir milyon insana mezar olan, uluslararası emperyalizm ile proletaryanın, devrim ile karşı devrimin, sadakat ile ihanetin yüzleştiği bir savaş alanıdır, İspanyol iç savaşı. Nazım Hikmet’in deyişiyle hepimizin gençliği, alın yazısıdır İspanya.

Şimdilerde kırmızı gelincik tarlalarına dönüşmüş, unutulmuş yol kenarlarındaki yüzlerce toplu mezarda, dünyanın dört bir yanından gelip o toprakları kanlarıyla sulayan sınıf kardeşleriyle koyun koyuna yatan yüz binlerce kadın ve erkek devrimci hepimiz için bir sembol artık. O eşsiz ana, uğultulu kalabalıklarla ve sabırla büyümekte olan devrime selam olsun.

39’da düştü Madrid,

acı tatlı neler gelip geçti o gün bu gündür başından insanoğlunun.

İspanya 39’da düştü,

Öfkeli sıcak sesi geliyor Asturya madenlerinden 62’de,

Bilbao’da aydınlığı alt edilemeyen umudumuzun.

İspanya gençliğimizdi, İspanya gençliğimizdir,

İspanya alın yazımızdadır hepimizin.

Nazım Hikmet Ran

73 yıl sonra İspanyol Devrimi’ni hatırlamak

70 yıldan fazla süredir yaşanmakta olan devrimler ve karşı devimlerin kesin bir şekilde kanıtladığı üzere, uluslararası bir devrimci önderliğin yokluğunda ve bürokrasinin önderliğinde dünya sosyalist devrimi yolunda proletaryanın elde ettiği en büyük zaferler ve ilerlemeler dahi, tam tersi sonuçlara dönüşmekte… Bu yıl 73. Yaşına giren İspanyol devrimi ve proletaryanın kahramanca deneyimleri bu gerçekliğin hala en açık ve acı göstergelerinden biri.

19. yüzyıl boyunca deniz ötesi sömürgelerini kaybeden İspanya, etkisi bir yüz yıla yayılan ve liberal burjuvazi ile muhafazakâr sektörler arasındaki kontrol savaşlarına sahne oldu. Giderek zayıflayan monarşi, devasa etkisiyle kilise, geç kapitalizmin çözümlemekte yetersiz kaldığı toprak ve ulusal sorunlar, giderek radikalleşen işçi hareketi yeni yüz yıla çözümsüz miraslar olarak kalmıştı.

İspanyol toplumunun gündemini belirlemekte olan temel faktörler, işçi sınıfının talepleri, toprak sorunu ve kilisenin egemenliği ile Katalunya Bask ülkesindeki bağımsızlıkçı taleplere önderlik eden ulusal hareketlerdi. Bu sorunlar özellikle 1931 ve 34 yılları arasında daha da yakıcı bir hale geldi.

12 Nisan 1931’de gerçekleştirilen ve cumhuriyet yanlısı partilerin açık zaferiyle sonuçlanan belediye seçimlerinin ardından Cumhuriyet ilan edildi ve kral yurtdışına kaçtı.

Bundan böyle genç cumhuriyet son derece kırılgan bir zeminde hareket edecekti. Bir yandan güçlerini yeniden toparlamaya başlayan monarşistler, falanjistler, toprak sahipleri ve kilise ayrıcalıklarını kararlılıkla savunmakta, diğer yanda ise zayıf İspanyol burjuvazisi bu güçlere karşı ülke içindeki başlıca düşmanından yani işçi sınıfından destek sağlama arayışındaydı.

A las barricadas (Barikatlara)!

16-17 Temmuz 1936 gecesi İspanyol Fas’ındaki birlikler General Franco önderliğinde Halk cephesi hükümetine karşı isyan başlattılar. Hükümet ayaklanmadan haberdar olmasına karşın, bir gün boyunca sessiz kaldı. İşçiler hükümeti beklemeksizin 19 Temmuz’da Madrid ve Barcelona’daki kışlaları kuşatıp ele geçirdiler. İşçiler askeri ayaklanmaya karşı ayaklanmayla cevap verip birçok merkezde kendi imkânlarıyla silahlandılar. İşçi sınıfını silahlandırmak istemeyen hükümet 19 Temmuz’da istifa etmek zorunda kaldı. İşbaşına geçen yeni hükümet ise artan basınçlar karşısında işçileri silahlandırmaya mecbur kaldı. Silahlanan işçi yığınlarının başlıca kentlerde ve süratle kıra yayılan bir biçimde kontrolü ele geçirmesiyle ülkede faşist ayaklanmaya karşı direnişin yanı sıra toplumsal bir devrimde paralel bir ritimle genişlemişti.

İşçi örgütleri milisler oluşturdular ve devrimci mahkemeler, komiteler kurdular. Farklı adlara sahip olsalar da söz konusu komitelerin ayırıcı özelliği, kuruldukları bölgede iktidarı doğrudan üstlenmeye girişmeleriydi. Sanayi kuruluşları, bu komitelerce kamulaştırılıyor, gündelik hayatı işçi sınıfının ihtiyaçlarını temel alacak biçimde düzenleniyor, fiyatlara denetim uygulanıyor, kırda, büyük toprak sahiplerine ait araziler topraksız köylülere dağıtılıyor, eğitim ve sosyal güvenlik tedbirleri uygulanıyordu.

Bu ikili iktidar odaklarının gücü aynı zamanda sahip oldukları işçi milislerine dayanmaktaydı. Devrimin ilk yılı içinde tüm işçi örgütlerinin toplam milis sayısının 100 bin civarındaydı. Bunların 50 bini CNT’ye, 30 bini UGT’ye, 10 bini PCE’ye ve 5 bini POUM’a bağlıydı.

Sendikalar ve işçi komiteleri, toplumsal mutfaklar, çamaşırhaneler kurdu. Çocuk bakımı için önlemler alındı. Devrimle birlikte özellikle kadınların yaşamı büyük değişimlere uğradı, kadınlar fabrika komitelerine, milislerine katıldılar. Yerel komitelere önderlik ettiler.

İşçiler, kendiliğinden ve hemen hemen bir gecede, fabrikalara ve diğer işyerlerine el koydular; toprak kolektifleştirildi, kilise -işçi sınıfının ezeli düşmanı ve doğrudan faşist ayaklanmanın yandaşıydı- dağıtıldı ve mülklerine el konuldu.

Savaşa katılan milyonlar için mücadele sadece faşizme karşı değil aynı zamanda daha adil ve eşit bir toplum ve sosyalist devrimin ilerletilmesi içindi.

Devrim ve karşıdevrim

1936 yazında gerçekleşen askeri kalkışmanın işçi sınıfının kitlesel direnişiyle yanıtlanması ve burjuva Halk Cephesi hükümetinin gelişmelerin hızı karşısındaki aczi, İspanya’yı gerçek bir toplumsal devrime taşımıştı. Gelişmeler, İşçi örgütlerinin tüm gündelik hayatı emek temelinde yeniden kurguladıkları bir toplumsal yapıyla bir işçi devletine mi geçileceği yoksa bu devrimin durdurularak eski rejimin kurumlarının takviye edilmesi ve eski devletin Halk Cephesi eliyle yeniden mi güçlendirileceği sorunsalında düğümlenmişti.

Bu noktada devrimin kaderini bu temelde belirleyen iki gelişmenin altı çizilmelidir. İlk olarak tartışmasız biçimde işçi sınıfının en etkin kesimlerini kendi saflarında toplamış olan Anarko Sendikalist CNT’nin yerelci ve her türlü otorite yöntemini reddeden apolitik eğiliminin gelişmelerin seyrinde büyük etkisi olur.

CNT önderliği, askeri ayaklanmanın bastırılarak, Barcelona’nın işçilerin denetimine geçtiği günlerde yönetimi kendilerine devreden Katalan başkan Lluis Companys’ın önerisini kapitalist devlete ve iktidara olduğu kadar, devrimci bir iktidara da karşı oldukları gerekçesiyle reddetti ve burjuvazinin eski düzenini sürdürmesine olanak verdi.

Troçki o günlerde bu gelişmeye yönelik olarak “İktidarı almayı reddetmek gönüllü olarak iktidarı eski sahiplerine, sömürücülere bırakmaktır. Her devrimin amacı kendi programını uygulaması için yeni bir sınıfı iktidara getirmektir. Bir savaş ilan edip zaferi reddetmek imkânsızdır. Yığınları iktidarı almaya hazırlanmadan ayaklandırmak olamaz” diye yazacaktı. Öte yandan aynı Anarşist önderlik bir süre sonra düzeni yeniden tesis eden burjuva Halk Cephesine dört bakan düzeyinde katılacaktı. CNT kendilerine kucak açan işçi sınıfına sırtını dönmüştü.

Devrimin bir karşı devrime dönüşmesinin koşullarını hazırlayan bir diğer belirleyici faktör, kuşkusuz İspanyol Komünist Partisi PCE’nin tutumuydu. Ülkenin tarihsel koşullarının bir sosyalist devrime olanak tanımadığını savunmakta olan PCE önderliğine göre temel görev, öncelikle “Demokratik Burjuvaziyle” faşizme karşı savaştı. Franco’nun, Hitler’in Almanyası ve Mussolini’nin İtalyası’ndan askeri destek almasından sonra devrimin ilk günlerinde küçük bir hizip olan İspanyol Komünist Partisi, Stalin Rusyasının kırılgan cumhuriyet hükümetine bir kalkan olmak üzere askeri görevliler ve siyasi danışmanlar ve bir miktar askeri yardımda bulunması ile başlıca güçlerden biri haline geldi.

Başlangıçta emperyalist devletlerin “tarafsızlık” politikasına sağdık kalan Stalin, bir süre sonra Anarko Sendikalistlerin ve Troçkistlerin etkin olduğu ülkenin kontrolden çıkabileceği endişesiyle PCE aracılığıyla Halk Cephesi hükümetine destek sunmaya başladı. Bu destek koşulsuz olmayacaktı. Halk Cephesi öncelikle ispanyol işçi sınıfının devrimci öncülerini tesirsiz hale getirip imha edecek, burjuvaziyi ve küçük burjuvaziyi tehdit eden politikalara son verilecekti. Kısaca Moskova bürokrasisi İspanya’da bir sosyalist devrim görmek istemiyordu.

Mayıs 1937’de Barcelona’da PCE destekli HC güçlerince gerçekleştirilen karşı devrimle işçi sınıfının tüm devrimci kazanımları da Burjuvazi tarafından geri alınacaktı. İspanyol işçi ve köylüleri artık ne uğruna savaştıklarını sorgulamaktaydılar. Ekonomik ve politik açıdan İspanyol burjuva cumhuriyeti ile Monarşist ve falanjist güçler tarafından önerilen rejim arasındaki çizgi giderek incelmişti.

Darbeciler savaşın başından itibaren hızla ilerlediler. Cumhuriyet hükümeti askeri operasyonlarında, Madrid savunması dışında çoğunlukla başarısız oldu. İspanyol işçi sınıfı ve yoksul köylüleri hemen her cephede kahramanca savaştılar ama 1937 baharında Barcelona işçi sınıfının silahsızlandırılıp devrimin ezilmesiyle Cumhuriyet’in savaş gücü de tükendi. İspanyol Devrimi darbeye karşı tek üstünlüğü olan kitle hareketini de kaybettiği için yenilmişti. Ağustos 1938’de Cumhuriyet’in birlikleri kesin olarak geri çekilmeye başladılar. 28 Mart 1939’da darbeciler direnişle karşılaşmadan Madrid ve Valencia’ya girdiler. İspanya’da tarihin en uzun faşist diktatörlüğü kurulmaktaydı.

Ek 1:

Mayıs 1937 Barcelona karşıdevrimin zaferi

Stalinist PCE’nin etkinliğinin Sovyet yardımına bağlı olarak artmasıyla birlikte, hükümet üzerindeki etkisi de arttı. Şimdi tüm enerji işçi sınıfı içinde Halk Cephesi hükümetine karşı ülke çapında gelişmekte olan muhalefetin ezilmesine yoğunlaşmıştı.

1937 baharında, Devrimin varoluş gerekçelerini tasfiye etmekte olan HC hükümetine karşı büyüyen muhalefet CNT başta olmak üzere tüm işçi örgütlerine dalga dalga yayıldı. Barcelona’da Milislerin düzenli burjuva ordusuna dâhil edilmesi girişimlerine karşı “Durruti Dostları” adında bir örgütlenme oluşmuş, grubun etkinliği, ihanetçi olarak nitelendirilen CNT’yi sarsmaya başlamıştı.

Stalinistler, önce POUM’a -Birleşik Marksist İşçi Partisi- saldırmaya karar verdiler. POUM, yalnızca Stalinist bürokrasiye muhalefet geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bazı Troçkist politikaları savunuyordu. CNT, başlangıçta Stalinistlerin HC hükümeti desteğiyle POUM’u tasfiye politikasına Komünistlerin it dalaşı gözüyle bakarak kayıtsız kaldı.

Nihayet Devrimin politik kaderini belirleyen çatışma 3 Mayıs 1937 tarihinde Barcelona’da patlak verdi. HC hükümetine bağlı polis güçleri PCE militanlarının da desteği ile o döneme dek devrimci işçilerin kontrolü altındaki Telefon santralini ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Bu faşizm tarafından kuşatılmış İspanyol işçi devrimine açıkça bir meydan okumaydı. Barcelona işçi sınıfı bu gelişmeleri savunma komiteleri ve barikatlar kurarak yanıtladı.

CNT’nin POUM ve Durutti dostları gibi işçi örgütlerini HC kuşatması karşısında yalnız bırakması mücadelenin yönünü değiştirecekti. 5 gün içinde kentte 500 kişi ölmüş, 1000 kişi yaralanmıştır.

CNT savaş halindeki her iki sektör arasında arabulucuk rolü oynadı ve durum normale döndü. Stalinizm destekli HC hükümetinin kentte kontrolü yeniden ele geçirmesiyle Devrimci işçiler açısından tam anlamıyla bir sürek avı başlayacaktır. İşçi devrimi önce savaş sonra devrim naraları eşliğinde boğulmuştu.

Ek 2:

Bizimkiler…

1917’ye dek Anarko sendikalist CNT saflarında mücadele veren Joaquin Maurin ve Andreu Nin Sovyet devrimini coşkuyla desteklediler ve 3. Enternasyonal’in kuruluşuna katıldılar. SSCB’de Lenin’in ölümünün ardından baş gösteren politik yozlaşma her iki Katalan önderi Troçkinin pozisyonlarına yaklaştırcaktı.

Şaşırtıcı gelebilir ama 3. Enternasyonal’in kuruluşunu takip eden dönemde İspanyol işçi sınıfı içinde olanca gücüyle etkin olan Anarko sendikalizme karşı zayıf İspanyol Komünist hareketinin kurucuları onlar olacaktı.

Stalinist bloğun hem SSCB hem de enternasyonal düzeyinde elde ettiği zaferin ardından Sol Muhalefet çizgisini sahiplenen Nin’in önderliğindeki kadrolar, PCE’den tasfiye edildiler. Bu aşamadan sonra İspanyol sol muhalefetini örgütlemeye girişen Andreu Nin, Troçki’nin CNT ve Sosyalist partinin işçi tabanına yönelinmesi doğrultusundaki önerilerini reddederek giderek merkezci bir parti kimliği kazanan Maurin’in İşçi köylü bloğu (BOC) ile birleşti.

Dördüncü enternasyonalin işçi sınıfı devrimciliği temelinde inşasını göz ardı eden bu tutum İspanyol sol muhalefetini bölmüştü. POUM Birleşik Marksist İşçi Partisi bu merkezci birleşmeden doğdu. Parti 29 Eylül 1935 tarihinde Tarrasa’da gizlilik şartlarında kurulduğunda yaklaşık 10 bin militana sahipti ve temel olarak Katalan Proletaryası arasında etkindi. Her ne kadar Stalinist propagandanın etkisiyle POUM İspanyada Troçkizmin temsilcisi olarak tanınsa da gerçekte İspanyol Sol Muhalefeti POUM’dan bağımsız olarak örgütlendi ve süratle gelişti. Örgütün kendine ait hücreleri ve çeşitli yayın organları vardı.

Şüphesiz, anti stalinist tutumu, İspanyol devrimine yönelik asgari devrimci marksist politikası ve enternasyonalist çizgisi nedeniyle SM militanları savaşın sonuna dek, POUM saflarında çarpıştı. Troçki uzun bir süre POUM’un izlediği merkezci politikayı eleştirerek düzeltilmesi doğrultusunda müdahalelerde bulundu, fakat ulusal basınçlara fazlasıyla açık POUM’un CNT ile birlikte karşı devrimci Halk Cephesi hükümetine katılması iplerin tümüyle atılmasına yol açtı. Mayıs 1937 Barcelona olayları sırasında parti faşistlerle işbirliği yapmak(!) suçlamasıyla yasadışı ilan edildi. Tüm önderleri tutuklanarak işkenceden geçirildi. Operasyon Bizzat moskovadan yönetilmekte ve devrimin ilerletilmesini savunan başta Troçkistler olmak üzere tüm unsurların tasfiyesini öngörmekteydi. Andreu Nin, bizzat SSCB gizli polisi GPU tarafından Madrid’e kaçırılarak işkenceyle katledildi.

Gerçek Troçkistlere gelince, 1934 Asturya işçi ayaklanmasından itibaren gelişme gösteren İspanyol Sol muhalefeti Nin gibi önemli bir önderi merkezci politikalara kaybetmesine karşın Troçki’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in hayati politik müdahaleleri sayesinde devrimci bir çizgi geliştirmeyi başardı. İç savaş patlak verdiğinde doğrudan Dördüncü Enternasyonal tarafından gönderilmiş 300’den fazla uluslararası kadro POUM milisleri saflarında Huesca, Aragon ve Madrid cephelerinde kahramanca savaştı. Benjamin Peret, Juan Brea, Mary Low, Felix Morrow, Robert de Fauconnet, Nicola di Bartolomeo ( Fosco) Kurt ve Katia Landau ve en önemlisi zorlu gizlilik şartlarında bile gerçek bir örgütlenme dehası olan ve yenilgi günlerinde hareketin sürekliliğini canı pahasına garanti altına alan M. Casanova (Mieczyslaw Bortenstein) bu yoldaşların arasında anılabilir. Dördüncü Enternasyonal güçleri Franco diktatörlüğü boyunca gizlilik koşullarında mücadele yürüttü ama bir politik güç olarak yeniden açığa çıkmaları 60’lı yılların sonunda yükselen faşizm karşıtı işçi ve gençlik eylemleriyle mümkün olabildi. POUM ise gelişmeler karşısında yalpalamalara yol açan merkezci politikalarının sonunda siyaset sahnesinden çoktan silinip gitmişti.

Ek 3: Şiir

Karanlıkta Kar Yağıyor

Ne maveradan ses duymak,

ne satırların nescine koymak o “anlaşılmayan şeyi”,

ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi,

ne güzel laf, ne derin kelam…

Çok şükür

hepsinin

hepsinin üstündeyim bu akşam.

Bu akşam

bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var;

sana,

senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses.

Karanlıkta kar yağıyor,

sen Madrid kapısındasın.

Karşında en güzel şeylerimizi

ümidi, hasreti, hürriyeti

ve çocukları öldüren bir ordu.

Kar yağıyor.

Ve belki bu akşam

ıslak ayakların üşüyordur.

Kar yağıyor,

ve ben şimdi düşünürken seni

şurana bir kurşun saplanabilir

ve artık bir daha

ne kar, ne rüzgar, ne gece…

Kar yağıyor

ve sen böyle “No pasaran” deyip

Madrid kapısına dikilmeden önce

herhalde vardın.

Kimdin, nerden geldin, ne yapardın?

Ne bileyim,

mesela;

Avusturya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin.

Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki

kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır.

Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin

“Yunkers” motorları yakarken Bilbao’yu.

Veyahut herhangi bir

Konte Fernando Valaskerosi de Kortoba’nın çiftliğinde

ırgatlık etmişindir.

Belki “Plasa del Sol” da küçük bir dükkanın vardı,

renkli İspanyol yemişleri satardın.

Belki hiçbir hünerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin.

Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin

ve parçalandı üniversite mahallesinde

bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların.

Belki dinsizsin,

belki boynunda bir sicim, bir küçük hac.

Kimsin, adın ne, tevellüdün kaç?

Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim.

Bilmiyorum

belki yüzün hatırlatır

Sibirya’da Kolçak’ı yenenleri

belki yüzünün bir tarafı biraz

bizim Dumlupınar’da yatana benziyordur

ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer’i.

Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim,

adımı duymadın ve hiç duymayacaksın.

Aramızda denizler, dağlar,

benim kahrolası aczim

ve “Ademi Müdahale Komitesi” var.

Ben ne senin yanına gelebilir,

ne sana bir kasa kurşun,

bir sandık taze yumurta,

bir çift yün çorap gönderebilirim.

Halbuki biliyorum,

bu soğuk karlı havalarda

iki çıplak çocuk gibi üşümektedir

Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.

Biliyorum,

ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,

insanoğulları daha ne kadar büyük

ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,

yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin

güzel gözlerindedir

Madrid kapısındaki nöbetçimin.

Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam

onu sevmekten başka bir şey yapamam.

Nazım Hikmet Ran (25 Aralık 1937)

Ek 4:

İspanyol devriminin tarihsel gelişimine yönelik Türkçedeki yayınların sayısı son yıllarda hayli arttı. Biz de konuya ilişkin bir dizi kaynağı okurlarımızla paylaşmak istedik.

İspanyol Devrimi, Lev Troçki, (Çev. Emrah Dinç-Umut Konuş), Yazın Y. 2000; İspanya’nın Kanı, Ronald Fraser (Çev. Yavuz Alogan), Belge Y, 1995; Halk Silahlanınca-Durruti ve İspanya Anarşist Devrimi, Abel Paz (Çev. Gün Zileli), Kaos Y, 1996; Anarşinin Kısa Yazı- Buenavenuto Durruti’nin Kısa Yaşam Öyküsü, Hans Magnus Erzenberger, (Çev. Mehmet Aşçı), Ayrıntı Y. 1995; İspanyol Kanı, Michel del Castillo (roman, Çev. Aykut Derman), Can Y., 1997; Bask Ülkesi ve Katalonya–İspanya İç Savaşı, Manuel Romero (Çev. Masis Kürkçügil), Yazın Y. 1996.

1 Temmuz 2009