8 yılın ardından Tunus: Ekonomik ve politik kriz derinleşiyor

image_pdf

Görkem Duru

Tunuslu emekçiler bundan sekiz yıl önce ekonomik ve demokratik taleplerle ayaklanarak 30 yıllık diktatörlük rejimini devirmişti. Bu ayaklanma, aynı zamanda bölge genelinde etkileri halen sürmekte olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimci sürecinin de başlangıcı olmuştu.

Bölgede, diktatörlük rejiminin devrilerek burjuva parlamenter bir düzenin inşa edilmesiyle devrimci sürecin “görece” en ilerici örneği Tunus oldu. Ancak ülkenin patron partileri mevcut düzeni koruyabilmek adına, emperyalizmle işbirliği halinde kitlelerin demokratik haklarında kısmi iyileştirmeler yaparken, ekonomik dışa bağımlılığa, özelleştirmelere, yolsuzluk ve sömürüye dayanan ekonomik sistemin devamlılığını garanti altına almaya çalıştılar. Halk Cephesi’nin başını çektiği Tunuslu sosyalistlerin önemli bir kesimi ise “önce ülkede demokratik bir düzeni inşa edelim, ekonomik dönüşümleri zaman içerisinde gerçekleştiririz” şiarıyla, aşamacı devrim anlayışları doğrultusunda, kitlelerin ekonomik ve sosyal dönüşüm taleplerine sırtlarını çevirdiler. 

Böylesi bir tablo, dış borçlanma ve özelleştirmeye dayalı politikalar ile ülke ekonomisinin bataklığa sürüklenmesine, düzen partilerinden ve düzen içi sosyalistlerden umudunu yitiren kitlelerin ekonomik hakları için dönemsel seferberliklerine yol açtı. Özetle, aradan geçen sekiz yılda yedi hükümetin kurulduğu Tunus, politik ve ekonomik anlamda yoğun bir istikrarsızlığın içerisinde.

Ekonomik enkaz…

Ülkenin en güçlü iki burjuva partisi, liberal, laik Nida Tunus ve Müslüman Kardeşler’in Tunus partisi En-Nahda’nın öncülüğünde, diğer birçok düzen partisinin ve Tunus Patronlar Sendikası (UTİCA) ile Tunus Genel İşçi Sendikası’nın (UGTT) da desteğiyle 2016 yılında imzalanan “Kartaca Paktı” çerçevesinde kurulan ulusal birlik hükümeti, yine aynı yıl IMF ile 2,8 milyar dolar değerinde, 4 yıllık bir anlaşma yaparak ekonomik çöküşün ve dış borçların faturasını emekçilere yükleyeceğini göz önüne sermişti. IMF ile yapılan bu anlaşma sonucunda, mevcut hükümetin 2019 bütçesinde ekonomik kesinti programları uygulayacağını açıklaması ise bir yandan Tunuslu emekçilerin tekrardan sokağa dökülmesine yol açarken ulusal birlik hükümeti içerisindeki çatlakları derinleştirdi.

Resmi işsizlik rakamlarının  yüzde 17-18 düzeyinde olduğu, artan enflasyonla Tunus dinarında yaşanan değer kaybının da sonucunda emekçilerin alım gücünün oldukça düştüğü ülkede, 2011 devriminden bu yana dış borç miktarı da yüzde 70-75 oranında artmış durumda. Böylesi bir tabloda hükümetin 2019 yılı bütçesi kapsamında kamu harcamalarında kesinti, ücret artışlarında durdurmaya gidilmesi, vergilerin yükseltilmesi ve borcu 3 milyar doları bulan kamu kuruluşlarını özlleştirmek gibi hedefleri önüne koyması Tunuslu emekçileri krizin faturasını ödememek adına seferber etti.

Ekonomik hedeflerin temelinde yatan, kamu harcamalarında kesintiye gidilmesi planı ise üyelerinin önemli bir bölümü kamu sektöründe çalışan ancak şu ana kadar ulusal birlik hükümetinin yanında yer alan UGTT ile hükümeti karşı karşıya getirdi. Kendisini, tabanından yükselen basınca cevap vermek zorunda hisseden sendikal bürokrasi ilki 2018 Kasım ayında ikincisi ise Ocak ayında olmak üzere, katılımın oldukça yüksek olduğu iki tane kamu grevi örgütleyerek kamuda ücret artışı talebinde bulundu. Grevlere katılımın yüksekliği ve kamu emekçilerinin geri adım atmayışı hükümeti sendikal bürokrasi ile masaya oturarak anlaşma yapmak yoluna itti. UGTT, emekçilerin talebinin altında olan kısmi bir ücret artışıyla anlaşmayı imzalayarak Şubat ayında yapılması planlanan üçüncü grevi de iptal etti. 

Politik çıkarlar…

Öte yandan, hem ekonomik kriz ile 2019 bütçe görüşmeleri, hem de politik istikrarsızlık, farklı çıkar gruplarının birarada bulunduğu ulusal birlik hükümetinde de önemli kırılmalar yarattı. Tabii bu noktada 2019 yılı sonuna doğru gerçekleşmesi planlanan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri de oldukça belirleyici bir konu. Nida Tunus’un kurucusu ve ülkenin Cumhurbaşkanı Beji Caid Es-sebsi ile yine Nida Tunus üyesi olan Başbakan Youssef Chahed arasındaki, en önemli temellerinden biri En-Nahda ile sürdürülen ittifakın geleceğinde yatan ayrım olan zıtlaşma, Youssef Chahed’in destekçileriyle birlikte partisinden istifa ederek Yaşasın Tunus adıyla yeni bir parti kurmasıyla sonuçlandı. Buna ek olarak, Beji Caid Es-Sebsi ve Nida Tunus, En-Nahda ile sürmekte olan ittifakın sona erdiğini açıkladılar. 2014 genel seçimlerinde parlamentoda en fazla koltuğu elde eden Nida Tunus, 4 yılda partide gerçekleşen kopuşlarla parlamenter çoğunluğu En-Nahda lehine yitirmişti. Bu son kopuşla birlikte de parlamentoda en fazla koltuğu olan üçüncü parti haline gelmiş durumda.

Tunus siyasetine egemen olan, yukarıda adı geçen burjuva partileri ve ulusal birlik hükümetine destek veren diğer düzen partileri arasındaki bu çekişmeyi, 2019 seçimleri yolunda bir güç mücadelesi ve temsil ettikleri farklı çıkar gruplarının pastadan almayı hedefledikleri pay üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Sonuçta tüm bu siyasi partiler, 2011’den bu yana devrimin demokratik aşamada durdurularak, Tunus’ta burjuva demokratik ve neoliberal bir düzenin tesisini hedefliyorlardı. Ve yine bu partiler ulusal birlik hükümeti adı altında, 2016 yılından beri, ekonomik yıkımın, yolsuzlukların ve dış borçların faturasını da emekçilere ödetmekte programatik bir uzlaşı içerisinde hareket ediyor.

İşçi sınıfının bağımsız politik hattı

İşsizlik, yoksulluk ve kötü yaşam koşullarına karşı 30 yıllık bir diktatörlük rejimini deviren bir devrim ve son 8 senedir ekonomik ve sosyal hakları için birçok ayaklanma… Tunuslu emekçiler son 8 senedir neoliberal kapitalist düzenin kendi yaşamları üzerinde yarattığı enkaza karşı seferber olsalar da halen bu talepleri hayata geçirebilecek, kapitalizmden kopuş perspektifiyle iktidar alternatifi yaratabilecek bir önderlik bulamamış durumdalar.

Son dönemde ekonomik kesinti planlarına karşı seferberliklerde emekçilerin talepleri, “IMF ile yapılan anlaşma iptal edilsin”, “Tunus satılık değildir”, “Bunlar bizim borcumuz değil, dış borç ödemeleri iptal edilsin”, “Tunus’un yeniden sömürgeleştirilmesine hayır” ve “Hükümet istifa” şeklindeydi. 

Ülke siyasetinde tarihsel olarak önemli bir konumu olan UGTT, örgütlediği 2 genel grevi bir politik pazarlık aracı şeklinde kullanarak kitlelerin mücadeleyi ilerletici taleplerine karşın, hükümete mesajlarını 2019 seçimlerinde vereceklerini açıkladılar. Tunus sosyalistlerinin önemli bir kısmının çatı örgütü olan ve devrim dahil 2011’den bu yana gerçekleşen birçok kitle seferberliğine reformist programı nedeniyle ihanet eden Halk Cephesi ise son süreçte gerçekleşen eylemlerde de hükümetten 2019 seçimlerinde hesap soracağını deklare etti.

Devrimci ayaklanmanın başlangıcından bu yana programatik olarak kitlelerin gerisinde kalan ve hatta ekonomik ve sosyal dönüşümleri hedefleyen mücadelelerin önünde bir engel vazifesi üstlenen Tunuslu sosyalistlerin geleneksel partilerinin önderlikleri gittikçe sistem içi bir konuma saplanmakta. Seçimler sınıf mücadelesinin iz düşümleri anlamında tabii ki önemli. Ama bundan daha önemlisi, seferberlik halindeki kitlelere hükümetten hesap sormaları için 1 yıl sonraki seçimleri işaret etmek yerine mücadelenin içerisinde yer alarak, işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin demokratik, ekonomik ve sosyal taleplerini birleştiren bir program eliyle, kapitalizmden kopuş doğrultusunda bir iktidar alternatifi gösterebilmek. 

Bu iktidar alternatifinin koşulları, bir işçi-emekçi hükümetinin kurulması perspektifiyle, IMF ile yapılan tüm anlaşmaların ve dış borç ödemelerinin iptali, özelleştirilen tüm kamu kuruluşlarının işçi denetiminde tazminatsız kamulaştırılması, tüm bankaların kamulaştırılması ile tek bir merkezi bankanın kurulması ve merkezi ekonomik planlamayı önüne koyacak bir mücadele programının ve eylem birliğinin yaratılmasından geçiyor.