Trump’ın İran’a karşı başlattığı ve ona kalsa kalsa daha ilk günden kazandıkları emperyalist saldırı savaşı bir aydır sürüyor. Trump bir gün bir şey söylüyor, ertesi gün başka bir şey. Bir hafta önce İran’a 48 saatlik bir “ültimatom” vermişti; bu sürenin sonunda bir “çözüm” açığa çıkmazsa “topyekûn bir saldırı” başlayacaktı. Ertesi gün ise İranlı yetkililerle “verimli” müzakereler yürüttüğü için saldırıları beş gün süreyle askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi bu beyanları yalanladı. Savaşın ne zaman ve nasıl sonlanacağı ise belirsizliğini koruyor.
Trump’ın hükmünde hiçbir şey inandırıcı değil. Her türlü gelişme mümkün. Savaş daha da tırmanabilir, Deniz Piyadeleri bir kara harekâtı başlatmak üzere konuşlandırılabilir ya da müzakereler gerçekten başlayabilir. Öte yandan Netanyahu ve İsrail, müzakereler ne yöne giderse gitsin İran ve Lübnan’a karşı askeri saldırılarını durdurmaya niyetleri olmadığını çoktan belirtti.
Ancak şu açık ki geri adım atan Trump. “İran silahlı kuvvetleri artık yok”, “Artık füze kapasiteleri yok” veya “Onları yok edeceğiz” diye defalarca ilan ettiği hamasi açıklamalar bir yana, İran tarafından reddedilen 15 maddelik öneriyi sunmak zorunda kalan yine Trump oldu.
Savaş söz konusu olduğunda müzakere isteyenin kaybeden taraf olduğu söylenir. İşte Trump ve onun suçlu ve soykırımcı saldırganlığının geldiği aşama da budur. ABD ve müttefiki İsrail’in bariz askeri üstünlüğüne rağmen, Trump İran’da siyasi ve askeri bir bataklığa saplanmıştır.
Trump savaşı bitirmeyi neden istiyor?
İlk neden, İran’ın direnişinin Trump ve Netanyahu’nun beklediğinden çok daha büyük olmasıdır.
93 milyon nüfusuyla İran, her türlü askeri öngörüyü alt üst eden büyük bir ülke. ABD ve İsrail daha savaşın ilk günlerde İran’ın dini lideri Ayetullah’ı ve İran askeri liderliğinin bir kısmını öldürdü, İran halkını sokaklara dökülmeye teşvik etti ve bu şekilde sonun başlangıcını tetikleyeceklerine inandılar.
Ancak tam tersi oldu. İran televizyonlarında, bombardımanlar sürerken, hükümeti destekleyen ve saldırıyı kınayan kitlesel sokak eylemlerini gördük. Neden? Çünkü işçi sınıfının, gençliğin ve kadınların büyük bir kısmı teokratik rejimden nefret etse de, ABD emperyalizminin ve İsrail’in saldırganlığından daha da fazla nefret ediyorlar. Öte yandan İran, zayıflamış olsa da, İsrail’e ulaşabilecek füze kapasitesine sahip olduğunu ve hatta İran’dan 4 bin kilometre uzaklıkta, Hint Okyanusu’nda bulunan Diego Garcia Adası’ndaki askeri üsse iki füze fırlattığını teyit etti.
İsrail’in Demir Kubbe sistemi çökmedi, ancak saldırıların yoğunluğundan ötürü kısmi olarak aşırı yüklenmiş hale geldi. İsrail şehirleri daha önce hiç olmadığı kadar füzelerin hedefi oluyor ve siren sesleri dinmiyor. Bunun bir yıldırım savaşı (blitzkreig) olacağını sanıyorlardı, ancak durum böyle olmadı. Her şey, Trump’ı saldırıyı gerçekleştirmeye ikna edenin Netanyahu olduğuna işaret ediyor. Öte yandan Trump, bu saldırının sebeplerini bir türlü açıklayamıyor. Başta amaçlarının rejimi devirmek olduğunu söyledi; sonra da bunun gerekli olmadığını ifade etti.
Trump’ın zayıf karnı: askeri değil siyasi
Bu savaş, ABD içindeki ve dışındaki siyasi kargaşayı ve kaosu derinleştiriyor. Kendi ülkesinde bu savaşa hiçbir destek olmaması gerçeğinden başlayarak, bu durum geri adım atma girişiminin bir başka nedeni.
Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent, savaşa İsrail’in baskısı nedeniyle girdiklerini ve “İran’ın ABD için bir güvenlik tehdidi oluşturmadığını” ifade edip saldırıları kınayarak istifa etti. Bu, Trump için büyük bir siyasi darbe anlamına geliyor.
Anketler, ABD halkının yüzde 59’unun saldırıyı reddettiğini, yalnızca yüzde 27’sinin desteklediğini gösteriyor. Özellikle de Trump, ABD’nin savaşlara yönelik askeri harcamalarını sonlandırıp “Önce Amerika”ya odaklanma vaadiyle seçim kampanyası yürüttüğü için, kendi seçmen tabanında ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketi içinde muhalefetle karşı karşıya.
Dünya çapında burjuva kamplar arasındaki çatışmalar artıyor. Trump bu savaşı Avrupa’daki kadim emperyalist müttefiklerine haber bile vermeden başlattı. Hürmüz Boğazı’nda ortak bir deniz müdahalesi için Avrupa ve NATO ile ittifak kurmayı talep etti. Aldığı yanıt ise “Bu bizim savaşımız değil” oldu. Trump’ın buna cevabı NATO’yu “aptal” olarak nitelendirmek oldu.
Petrol krizinin ortasında Trump, Ukrayna savaşı nedeniyle yaptırımlar altında olan Rusya’dan petrol alımına izin verdi. Bu, ekonomisi ve savaş için milyonlarca dolara ihtiyacı olan Putin’in işine yaradı. Sonuç olarak Trump, Zelenski’yi “ihanet”ten söz etmeye sevk etti. Uzun lafın kısası, siyasi kaos tam anlamıyla hüküm sürüyor.
Savaş, küresel kapitalist ekonominin süregiden krizini sert bir biçimde tırmandırıyor
Örneğin The Economist, “savaşın küresel ekonomiye yönelik bir saldırı olduğu”nu belirten bir başyazı yayınladı. İşte Trump’ın tepesine çöken felaket budur.
İran’ın en güçlü noktası, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü. Boğazın genişliği 40 kilometreden fazla değil. Ancak burası hayati öneme sahip; dünyadaki ham petrolün yüzde 20’si buradan geçiyor. Normalde buradan günde 20 ila 21 milyon varil geçtiği tahmin ediliyor. Sıvılaştırılmış doğalgazın yüzde 25’i ve tarım gübrelerinin yüzde 35’i yine buradan geçiyor. ABD’de gübre fiyatları daha şimdiden yüzde 30 arttı.
Petrol varil başına 90 ile 100 dolar arasında işlem görüyor; bu fiyat saldırılardan önce 70 dolardı, sonra 120 dolara çıktı ve daha ne kadar yükselebileceğini kimse bilmiyor. Sonuçları ABD için daha fazla enflasyon iken ekonomik etki küresel olacak.
Elbette tüm bunlardan kazançlı çıkanlar petrol ve silah ticaretini yöneten çokuluslu şirketlerdir. Bu savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceği bilinmediği için küresel çapta gidişat belirsizliğini koruyor. Kesin olan ise kapitalizmin ekonomik krizinin daha da ağırlaşacağı, dünya çapında temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki artış nedeniyle yaşam standartlarındaki düşüşün artacağı ve bunların kitle hareketlerini doğrudan etkileyeceği.
İran ve Lübnan’a yönelik saldırganlığa karşı seferberliği genişletelim
İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) olarak dünya işçi sınıfını ve ezilen yığınları Trump ve İsrail’in bu cani saldırganlığını kınamaya devam etmeye ve İran ve Lübnan halklarını desteklemek üzere seferber olmaya çağırıyoruz. İran’daki teokratik diktatörlüğe hiçbir politik destek sunmaksızın, İran’a yönelik emperyalist saldırıyı kınıyoruz. Trumpçı ve Siyonist aşırı sağa karşı birleşik eylemler örgütleyeceğimiz antiemperyalist bir kampanyayı destekliyoruz. Aşağıda sıraladığımız talepler etrafında seferber olalım:
Trump ve Netanyahu’nun Ortadoğu’daki bombardımanlarına ve emperyalist saldırganlığına son!
Dünyanın tüm hükümetleri İsrail ile tüm ilişkilerini kesmelidir!
Arap halkları, hükümetlerinden ABD ile ilişkilerini kesmelerini ve bu emperyalist saldırganlıkta işbirliği yapmaya son vermelerini talep etmelidir!
Gazze’ye ve Filistin halkına destek!
Nehirden denize özgür Filistin!
ABD’de, Berlin, Londra ve Madrid’de “Savaşa Hayır” sloganıyla savaş karşıtı protestolar düzenleniyor. Trump’ı ve emperyalist saldırı savaşını yenilgiye uğratmanın yolu buradan geçmektedir.
İsrail, askeri saldırısını durdurmaya niyetinin olmadığını çoktan söyledi
Her şey, Trump’ın artık bu savaştan nasıl çıkacağını bilmediğini gösteriyor. Trump savaşın “o dediği zaman” biteceğini söyleyip duruyor, ancak farklı bir tutum sergileyen Netanyahu’nun muhalefetiyle karşı karşıya. Siyonist devlet, “güvenliğini” korumaya devam edeceğini ve hiçbir müzakerenin “savunmalarını” kısıtlamayacağını çoktan ilan etti.
İsrail’in İran’la müzakere etmek veya bir anlaşmaya varmak gibi bir niyeti yok. Savaşın uzaması Netanyahu’nun işine geliyor, çünkü bu durum ülkeyi hükümetinin arkasında birleştirdi. Tüm muhalefet ve sözde ilerici-solcu Siyonistler savaşı destekliyor. İsrail, ilhak etmeyi planladığı Lübnan’ın güneyinde kara harekâtı düzenlemenin yanı sıra ülkeye dönük hava bombardımanlarını sürdürüyor. Ayrıca bu durumdan yararlanarak Batı Şeria ve Gazze’de etnik temizliğe devam ediyor.