Komintern’in Dördüncü Kongresi’nde kabul edilen “Taktikler Üzerine Tezler’den”

image_pdf

Kaynak: “Devrimci Marksizm’de Geçiş Programı Anlayışı”, Eleştiri Yayınevi, Devrimci Sosyalizm Dizisi 3, Nisan 1980, İstanbul.

***

Zinovyev’in hazırladığı ve 5 Aralık 1922’de Kongreye sunduğu bu tezler Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu’nun Aralık 1921’deki tezlerinin genişletilmiş şekliydi. Tezler Kongre’ de oybirliğiyle kabul edildi.

10. Birleşik İşçi Cephesi Taktikleri

Üçüncü Kongre’nin “Kitlelere” sloganı şimdi her zamankinden daha çok geçerlidir. Proleter birleşik cephesinin oluşturulması için mücadele ancak şimdi birçok ülkede başlıyor. Ancak şimdi birleşik işçi cephesi taktiğinin güçlükleri aşılmaya başlanıyor. Fransa bu duruma iyi bir örnek: Olayların akışı, daha kısa bir zaman önce bu taktiğe bir ilke olarak karşı çıkanları bile bu taktiğin kullanılmasının zorunluluğuna inandırdı. İçinde bulunduğumuz dönemde komünistlere emekçilerin çoğunluğunu kazanma yolunu sadece birleşik işçi cephesi taktiği gösterdiği için, Komintern bu taktiğin bütün komünist parti ve gruplarca tam manasıyla uygulanmasını istemektedir.

Bugün reformistlerin bir bölünmeye ihtiyaçları vardır. Komünistler ise işçi sınıfının tüm güçlerinin kapitalizme karşı birleşmesinden yanadırlar.

Birleşik işçi cephesi taktiği, komünist öncünün geniş işçi kitlelerinin en hayati gereksinimleri için giriştikleri mücadelelerine öncülük etmesi anlamına gelir. Komünistler bu mücadelede, sosyal demokratların ve Amsterdam Enternasyonali’nin hain önderleriyle bile görüşmeye hazırdırlar. İkinci Enternasyonal’in, birleşik cepheyi bütün “işçi partilerinin” örgütsel kaynaşması biçiminde sunma girişimleri kesinlikle reddedilmelidir. İkinci Enternasyonal’in, birleşik cepheyi bütün “işçi partilerinin” örgütsel kaynaşması biçiminde sunma girişimleri kesinlikle reddedilmelidir.  İkinci Enternasyonal’in, birleşik işçi cephesi örtüsü altında, solunda bulunan işçi örgütlerini içine çekme girişimleri (örneğin, Almanya’da sosyalistlerle – SP – bağımsız sosyalistlerin – USP – birleşmesi), pratikte sosyal demokrat önderler için işçi sınıfının daha geniş kesimlerini burjuvaziye teslim etme fırsatından başka bir anlam taşımamaktadır.

Bağımsız komünist partilerinin varlığı ve bunların burjuvazi ve karşıdevrimci sosyal demokrasiye karşı tam bir hareket özgürlüğüne sahip olmaları, proletaryanın en önemli tarihsel kazanımıdır ve komünistler bundan asla vazgeçmeyeceklerdir. Yalnızca komünist partileri bir bütün olarak proletaryanın çıkarları için mücadele ederler.

Birleşik işçi cephesi taktiği, şu ya da bu parlamenter hedefi güden üst düzeydeki “seçim ittifakları” anlamına da gelmez. Birleşik işçi cephesi taktiği, komünistlerin, başka parti ya da gruplara üye ve partisiz bütün işçilerle işçi sınıfının temel çıkarlarını burjuvaziye karşı savunmak için birlikte mücadele önerisidir. En basit günlük talepler için verilen her mücadele, devrimci eğitim için bir kaynak oluşturur; çünkü mücadele deneyleri, emekçileri, devrimin kaçınılmazlığına ve komünizmin önemine inandıracaktır.

Birleşik işçi cephesi politikasını uygularken özellikle önemli olan, yalnızca ajitasyona dayalı sonuçlar değil ama aynı zamanda örgütsel sonuçlar da almaktır. İşçi kitlesinin içinde örgütsel mevzilerin yaratılması (fabrika konseyleri, bütün partilerden ve partisiz olan işçilerden oluşacak denetim komisyonları, eylem komiteleri, vb.) için tek bir fırsat bile kaçırılmamalıdır.

Birleşik işçi cephesi taktiğinin en önemli ve bu önemini koruyacak yönü, işçi kitlelerinin eylemli (ajitasyonel) ve örgütsel toparlanmasıdır. Birleşik işçi cephesinin asıl gerçekleşmesi, ancak “aşağıdan”, bizzat işçi kitlelerinin tabanından sağlanabilir. Ama komünistler belirli koşullarda hasım işçi partilerinin yöneticileriyle görüşmekten de kaçınmamalıdırlar; ancak bu görüşmelerin gidişatı konusunda kitlelere sürekli ve eksiksiz bilgi verilmelidir. Komünist partilerinin ajitasyon özgürlüğü de yöneticilerle görüşmeler sırasında hiçbir biçimde sınırlanmamalıdır.

Değişik ülkelerde, verili olan koşullara uygun olarak, birleşik işçi cephesi taktiğinin farklı biçimlerde uygulanmaya konulacağı açıktır. Sosyalist devrimin nesnel koşullarının olgunlaştığı ve karşıdevrimci önderleriyle sosyal demokrat partilerin işçi sınıfını bölmek için açıkça çalıştığı en önemli kapitalist ülkelerde, birleşik işçi cephesi yeni bir dönem için belirleyici olacaktır.

11. İşçi Hükümeti

İşçi hükümeti (ya da işçi-köylü hükümeti) sloganı, genel bir propaganda sloganı olarak hemen her yerde kullanılabilir. Ama güncel bir siyasal slogan olarak, burjuva toplumunun özellikle dengesini yitirdiği, işçi partileriyle burjuvazi arasındaki güçler ilişkisinin, hükümeti kimin kuracağı sorununa acil bir pratik çözüm getirilmesini gerektirecek ölçüde gerginleştiği ülkelerde, bu slogan son derece önem kazanmaktadır.

Böyle ülkelerde işçi hükümeti sloganı, bütün birleşik cephe taktiğinin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

İkinci Enternasyonal partileri bu ülkelerde durumu “kurtarmak” için, burjuva ve sosyal demokrat partiler arasında bir koalisyon hükümeti önermekte ve kurmaktadırlar. Bazı İkinci Enternasyonal partilerinin en son girişimlerinde (örn. Almanya’da) böyle bir koalisyon hükümetine açıkça katılmayı reddetmekle birlikte, örtülü bir biçimde onu gerçekleştirmeleri, bu tür koalisyonlara karşı çıkan kitleleri yatıştırmaya yönelik bir manevradan ve işçi kitlelerini aldatmanın daha ince bir yolundan başka bir şey değildir. Bu açık ya da gizli burjuva sosyal demokratkoalisyonuna karşı, komünistler, burjuva iktidarına karşı mücadele ve sonuçta onun yıkılması için ekonomik ve siyasal alanda bütün işçilerin birleşik cephesini ve bütün işçi partilerinin koalisyonunu savunurlar. İşçilerin burjuvaziye karşı verdikleri mücadelede devlet aygıtı bütünüyle işçi hükümetinin eline geçmeli ve böylece işçi sınıfının konumu güçlendirilmelidir.

İşçi hükümetinin en önemli görevleri, proletaryayı silahlandırmak, burjuvaziyi ve karşıdevrimci örgütleri silahsızlandırmak, üretimin denetimini yerleştirmek, verginin esas yükünü zenginlere yüklemek ve karşıdevrimci burjuvazinin direncini kırmak olmalıdır.

Böyle bir işçi hükümeti, ancak kitlelerin mücadelesinden doğduğu, işçi kitlelerinin en ezilen kesimlerince kurulan savaşkan işçi organlarınca desteklendiği takdirde mümkündür. Parlamentodaki gelişmelerin sonucunda kurulan ve bu anlamda salt parlamenter bir kaynaktan doğan bir işçi hükümetinin bile, devrimci işçi hareketini canlandırmak için bir fırsat yaratması mümkündür. Şurası açıktır ki, gerçek bir işçi hükümetinin kurulması ve devrimci bir politika izleyen bir hükümetin varlığının sürmesi, sert bir mücadeleye ve sonuçta burjuvaziyle iç savaşa yol açacaktır. Proletaryanın, böyle bir hükümeti kurmaya kalkışması bile daha baştan, burjuvazinin en sert direnişiyle karşılaşacaktır. Bu yüzden işçi hükümeti sloganı, proletaryayı toplamak ve devrimci mücadeleleri başlatmak açısından yararlıdır.

Komünistler, koşullara göre, komünist olmayan işçi partileri ve işçi örgütleriyle birlikte bir işçi hükümeti oluşturmaya hazır olduklarını açıklamalıdırlar. Fakat bunu ancak, işçi hükümetinin burjuvaziye karşı yukarıda belirtilen anlamda bir mücadele yürüteceğinin güvenceleri varsa yapabilirler. Komünistlerin böyle bir hükümete katılmalarının koşulları şunlardır:

  1. Bir işçi hükümetine katılma ancak Komintern’in onayıyla gerçekleşebilir.
  2. Böyle bir hükümetin komünist üyeleri, partilerin en sıkı denetimi altında bulunurlar.
  3. İşçi hükümetine katılmak üzere seçilen komünistler, kitlelerin devrimci örgütleriyle en sıkı bağları olanlar olmalıdır.
  4. Komünist partisi, kendi kimliğini ve ajitasyonda tam bağımsızlığını hiçbir sınırlama konulmaksızın korumalıdır.

Bütün yararlarına rağmen işçi hükümeti sloganının sakıncaları da vardır; tıpkı birleşik işçi cephesi taktiğinin bir bütün olarak bazı tehlikeler içermesi gibi. Bu tehlikelerin üstesinden gelebilmek için komünist partiler şunu göz önünde tutmak zorundadırlar: Her burjuva hükümeti bir kapitalist hükümet olmakla birlikte, her işçi hükümeti gerçekten proleter bir hükümet, yani proleter iktidarının devrimci bir aracı değildir.

Komünist Enternasyonal şu olasılıkları değerlendirmelidir:

  1. Liberal işçi hükümetleri. Böyle bir hükümet Avustralya’da kuruldu ve yakın gelecekte İngiltere’de de olasıdır.
  2. Sosyal demokrat işçi hükümetleri (Almanya).
  3. İşçi ve köylü hükümetleri. Bunlar Balkanlar’da, Çekoslovakya’da, Polonya’da vb. mümkündür.
  4. Komünistlerin de katıldığı işçi hükümetleri.
  5. Gerçek proleter işçi hükümetleri, ki en saf biçiminde ancak komünist partisince yaratılabilir.

İlk iki işçi hükümeti türü, devrimci işçi hükümetleri değil, burjuvazi ile karşıdevrimci işçi önderlerinin örtülü koalisyon hükümetleridir. Böylesi “işçi hükümetlerine” burjuvazi, güçsüz düştüğü kritik dönemlerde proletaryayı devletin gerçek sınıf yapısı konusunda yanıltmak ya da satılmış işçi önderlerinin yardımıyla proletaryanın bir devrimci saldırısını saptırmak ve zaman kazanmak amacıyla tahammül eder. Komünistler böyle hükümetlere katılamazlar. Tersine, bu sahte “işçi hükümetlerinin” gerçek yüzünü yorulmaksızın kitlelere teşhir etmelidirler. Ancak, önemli görevin proletaryanın çoğunluğunu devrime kazanmak olduğu kapitalizmin günümüzdeki gerileme döneminde, böyle bir hükümet bile burjuva iktidarının çözülme sürecini nesnel olarak ivmelendirebilir.

Komünistler, daha proletarya diktatörlüğünün zorunluluğunu kavrayamamış, sosyal demokrat, Hristiyan parti üyesi, partisiz sendikalist, vb. işçilerle birlikte hareket etmeye hazırdırlar. Komünistler, bazı durumlarda ve bazı güvenceler alındığında komünist olmayan bir işçi hükümetini de desteklemeye hazırdırlar. Ama komünistler işçi sınıfına kurtuluşunun ancak proletarya diktatörlüğüyle sağlanabileceğini mutlaka açıklamalıdırlar.

Komünistlerin katılabileceği diğer iki işçi hükümeti türü (3 ve 4) proletarya diktatörlüğünü temsil etmezler; proletarya diktatörlüğüne geçiş için gerekli yapıyı oluşturmazlar ama bunun kazanılması için bir çıkış noktası olabilirler. Proletaryanın tam diktatörlüğü ancak komünistlerden oluşan bir işçi hükümeti tarafından gerçekleşebilir.