Rus idée fixe’i: Putin’in Ukrayna saplantısı

İlk kez Counter Punch’ta yayımlanan bu makale, Ukraynalı sol ve enternayonalist aktvist Andriy Movchan tarafından yazılmıştır. Aşırı sağcıların siyasal baskı ve tehditleri nedeniyle Ukrayna’dan ayrılmak zorunda kalan Andriy yaşamını Barselona’da sürdürmektedir. Çalışmaları Sovyet ve post-Sovyet döneme odaklanmaktadır. Kendisine andriyko22@gmail.com adresinden ulaşılabilir.

***

 “NATO genişlemesine karşı Rusya’nın savunma savaşı”… Batı solunun önemli bir kısmı için neredeyse aksiyom hâline gelmiş bir kavram. Bu kavram, hem Rusya’nın eylemlerini rasyonelleştirmeye hem de kendi hükümetlerine yönelik eleştiriyi radikalleştirmeye elverişli biçimde hizmet ediyor. Peki Putin’in kendisi sözde NATO tehdidine nasıl bir rol biçiyor? Onun temel konuşmalarının yakından okunması, Putin’in Rusya’ya yönelik bir NATO saldırısı tehlikesini açıkça reddettiğini gösteriyor. Bunun yerine Putin’in tüm dikkati ve tutkusu başka bir yere odaklanmış durumda: kadim “tarihsel adalet” meselesine. Putin binlerce yıllık kroniklerin tozunu alıyor ve onlarda, gerici ütopyasının kanıtını, Ukrayna’ya sahip olma yönündeki tarihsel hakkının hayallerini buluyor. Bu savaşın en az önemsenen nedeninden söz edelim: ideolojik saplantı. Rus idée fixe’i.

1.300 kilometre. 2022’de daha önce tarafsız olan iki ülkenin, İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılmasıyla Rusya’nın NATO askeri bloğuyla olan sınırı işte bu kadar uzadı. Baltık Denizi fiilen NATO’nun iç denizine dönüştü. Rusya’nın kuzey başkenti St. Petersburg artık düşman bir bloğun sınırına yalnızca 148 kilometre mesafede. Rusya’nın tepkisi ne oldu? Putin askeri bir ültimatom mu yayımladı? Önleyici bir operasyonla mı tehdit etti? Sınıra asker mi yığdı? Hayır. Bunların hiçbiri yaşanmadı.

Buna karşılık Ukrayna bağlamında NATO meselesi Rus söyleminde sürekli yeniden ortaya çıkıyor. Batı solunun söyleminde ise NATO’ya daha da büyük bir rol atfediliyor. Oysa Ukrayna’nın üyelik talebi daha 2008’de reddedilmişti. Almanya, Fransa ve daha pek çok devlet Ukrayna’nın katılımına açıkça karşı çıkmıştı. Tek bir üyenin vetosu bile bunu engellemeye yeterliyken. Rusya’nın Sivastopol’daki deniz üssünün varlığı bile Ukrayna’nın ittifaka katılımını zaten neredeyse imkânsız kılıyordu. Kırım’ın ilhakı ve Donbas’ta savaşın patlak vermesinden sonra ise Ukrayna’nın NATO üyeliği daha da düşünülemez hâle geldi. Toprak ihtilaflarının ve devam eden çatışmaların varlığı, herhangi bir başvuru sahibine ittifakın kapılarını otomatik olarak kapatır.

Ortaya çıkan tablo şu. Rusya’nın kuzey komşusunun NATO’ya katılması ona hiçbir tehdit oluşturmuyor. Buna karşılık üyelik şansı olmayan Ukrayna, topyekûn bir işgalin hedefi hâline geliyor. Bu nasıl açıklanabilir? Sözü Vladimir Putin’in kendisine verelim.

Bay Ruric kimdir?

Şubat 2024’e dönelim. Moskova. Batılı medyanın iki yıllık boykotunun ardından Amerikalı bir gazeteci Rusya’nın karla kaplı başkentine, Vladimir Putin’le röportaj yapmak için geliyor. Bu gazeteci Tucker Carlson. Muhafazakâr bir blog yazarı ve Donald Trump destekçisi. Rusya’nın işgalinin nedenlerine ilişkin liberal medya açıklamalarına kuşkuyla yaklaşıyor ve Putin’i Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük kara savaşını başlatmaya iten şeyin ne olduğunu birinci elden duymak istiyor. Ne de olsa dünyanın en büyük nükleer gücünün lideri, ciddi nedenler olmadan tank birliklerini komşu bir başkente doğru göndermiş olamaz. Belki Putin’i bu zor kararı almaya iten, Batılı izleyicinin bilmediği bir şey vardır. Üstelik Carlson’un bu konuda kendi tahminleri de mevcut. Muhtemelen mesele Demokratların yönetimi ve onların doğu yönlü NATO politikasıdır. Onun şüphesine göre bu politika Rusya’yı bu çaresiz hamleye kışkırtmış, ona başka seçenek bırakmamıştır.

24 Şubat 2022’de Ukrayna’daki çatışma başladığında ülkenize hitap ettiğiniz ulusa sesleniş konuşmanızda, ABD’nin NATO aracılığıyla ülkenize karşı, alıntı yapıyorum, ‘ani bir saldırı’ başlatabileceği sonucuna vardığınız için harekete geçtiğinizi söylediniz. Amerikalıların kulaklarına bu paranoyakça geliyor. ABD’nin durup dururken Rusya’ya saldırabileceğine neden inandığınızı bize anlatın. Bu sonuca nasıl vardınız?

Tucker Carlson ilk sorusunu bu şekilde yöneltiyor. Soru hem yerinde hem de açık. Ne de olsa yirmi birinci yüzyılda hiçbir devlet, dışsal bir tehdide karşı savunma olarak çerçevelemeden açık bir fetih savaşı yürütemez. Hitler’den Netanyahu’ya kadar her saldırgan, savaşını zorunlu, savunma amaçlı, dışarıdan kışkırtılmış, devleti ve vatandaşlarını bekleyen bir tehlikeye karşı verilmiş bir yanıt olarak adlandırmıştır. Eğer Rusya kendisini savunmada görüyorsa, bunu yapmak için en güçlü argümanlara sahip olması gerekir. Rusya’yı ne tehdit ediyordu? Putin hangi tehlikeyi önlemeye çalışıyordu?

ABD’nin Rusya’ya ani bir saldırı başlatmaya hazırlandığı meselesi öyle değil, ben bunu hiç söylemedim.” Putin soruyu bu şekilde savuşturur. “Burada bir talk show mu yapıyoruz, yoksa ciddi bir sohbet mi yürütüyoruz? Gerçek tarihsel arka planı vermek için zamanınızdan yalnızca 30 saniye ya da bir dakika alacağım. Sakıncası var mı?

Putin, Ukrayna’ya saldırısının gerçek saiklerini Batılı izleyiciye açıklama girişiminde, 25 dakikalık sözde tarihsel bir ders verir. Şaşkına dönen Amerikalılar bu dersten ilk kez kadim Rus prensleri Rurik, Oleg ve Bilge Yaroslav, Moğol liderleri Cengiz Han ve Batu Han, Kazak hetmanı Bohdan Hmelnitski ve İmparatoriçe II. Katerina gibi isimleri duyar. Putin Ukraynalılar ile Rusların kan ve ruh birliğinden söz eder, onları “tek halk” olarak adlandırır. Hatta Ukraynalıların Ruslardan ayrılmaz olduğunu sözde kanıtlayan onyedinci yüzyıla ait bir yığın arşiv mektubunu Carlson’a uzatmaya bile çalışır.

Carlson’un sözünü kesip ana soruya dönme çabalarının tümü başarısız olur. 2022’de Rusya’yı tam olarak ne tehdit ediyordu? Putin Amerikalıyı sürekli yüzyıllar boyunca geriye sürükler ve Rusya’nın düşmanlarının Ukraynalıları tek Rus halkından “yapay biçimde ayırdığını” anlatmaya çalışır. Putin’e göre istilanın daha derin nedenlerini kavramak için bütün bunların anlaşılması gerekir.

Yarım saat boyunca Rus lider, kadim kroniklere ve ortaçağ fermanlarına atıfta bulunarak Amerikan muhatabını Ukrayna topraklarının ezelden beri Rusya’ya ait olduğuna ikna etmeye çalışır. Ona göre Ukrayna ulusu ve onun devletliği yapaydır. Tarihsel bir kazadır. Artık düzeltilmesi gereken talihsiz bir hatadır.

“Bize saldırmak istiyorlar.” “Rusya’yı yok etmek istiyorlar.” “Ülke askerî bir işgal tehdidiyle karşı karşıya.” “Vatandaşlarımız saldırganlığın kurbanı olabilir.” “Uluslararası alanda tanınmış topraklarımız ele geçiriliyor.” Bu ifadelerin tek bir tanesi bile söylenmemiştir. Söylenmesi de mümkün değildir.

Putin’in kendisi de bunu kabul ediyor: Devlet olarak Rusya Federasyonu herhangi bir tehditle karşı karşıya değildir. Tehlike başka bir Rusya’nın üzerindedir. Mitolojik, bin yıllık ve daha geniş “tarihsel” toprakları kapsayan bir Rusya’nın. Bolşevikler tarafından bir zamanlar çizilmiş eski RSFSC sınırları içindeki Rusya Federasyonu, Belarus ve Ukrayna’yı da içeren eski büyük Rus topraklarının yalnızca bir parçasıdır. Ukrayna’nın tahayyül edilen “Rus Dünyası”nın ruhani ve siyasal alanından ayrılması ve nihai kopuşu; Putin’in önlemeye çalıştığı tehdit budur. Konuşmanın sonunda bunu Carlson’a doğrudan söyler:

“[Tek halkın] yeniden birleşmesi gerçekleşecek. Bu mesele hiçbir yere gitmedi,” diye güvenle sözlerini tamamlar Putin.

Ukrayna üzerindeki hak

Kendimize şu soruyu soralım. Savaş hâlindeki bir ülkenin lideri, saiklerini açıklamak için tarihin derinlikleri hakkında uzun bir ders veriyorsa bu onun için önemli midir? Evet, önemlidir. Hem de her şeyden daha fazla. “Ciddi bir sohbet.”

Putin’e, dünyaya bir kötü adam olmadığını ve yalnızca Rusya’yı NATO tehdidinden koruduğunu anlatması için iki saatlik yayın süresi verilmişti. Buna rağmen yayın süresinin büyük bölümünü, kendisi açısından en önemli meseleye ayırır. Ukrayna’ya sahip olma yönündeki sözde “hakkının” primordialist (ilkçi) bir gerekçelendirmesine.

Buna ne ad vermeliyiz? İdeolojik bir saplantı. Bir idée fixe.

Rusya’nın bir NATO tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ısrarla savunan binlerce Batılı Marksistin aksine, Putin’in kendisi böyle bir iddiada bulunmaz. Tam tersine bunu açıkça reddeder. Hiç kimse Rusya Federasyonu’na saldırmayı planlamıyordu. Planlamıyor da. Putin’e göre savaşın nedeni, Rusya’nın efsanevi beşiğinin, yani Kiev’in ve çevresindeki güney Rus topraklarının, onun etki alanından “hukuksuz”, “kutsala saygısız” ve “tarihsel olarak suç teşkil eden” biçimde koparılmasıdır.

Putin’in İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına tam bir kayıtsızlık göstermesi bu yüzden şaşırtıcı değildir. Nedeni basittir. Bu ülkeler “Rus Dünyası” olarak bilinen hayali ilksel mekâna ait değildir. Oradaki insanlar Rusça konuşmaz. Kadim Rus kiliseleri yoktur. Büyük savaş alanları yoktur. Milliyetçi mitolojinin kutsal emanetleri yoktur. Finleri Ruslarla “tek halk” olarak adlandırmak zordur. Oysa Ukrayna bambaşka bir meseledir. Onun sahipliği, Rus emperyal milliyetçiliğinin ve bizzat Vladimir Putin’in idée fixe’idir.

Gerçekten de Rusya’nın yöneticisi savaşı savunma savaşı olarak görür. Fakat hangi anlamda? Basitçe söylemek gerekirse, 1991 sınırları içindeki Rusya Federasyonu’nu değil, en derin inancına göre düşmanlar tarafından Rusya’nın bin yıllık devletliğinin bağrından hukuksuz ve yapay biçimde koparılmış kadim bir imparatorluğun sınırlarını “savunmaktadır.”

Tıpkı Siyonist liderlerin “Yahudiye ve Samiriye üzerindeki haklarının İncil’de yazılı olduğuna” sarsılmaz biçimde inanmaları gibi, Rusya’nın siyasal liderliği de Ukrayna’ya sahip olma hakkının Kiev Rus kroniklerinde ve Bohdan Hmelnitski’nin mektuplarında teyit edildiğine inanmaya başlamıştır.

Hem İsrail hem de Rusya için uluslararası hukuk kavramı fazlasıyla gençtir ve henüz zamanın sınavından geçmemiştir. Birleşmiş Milletler temelli uluslararası hukuk sistemi yalnızca seksen yıllıktır. Sınırların dokunulmazlığına ilişkin Avrupa antlaşması ise ancak elli yıllıktır. Binlerce yıllık kronikler ve kutsal metinler yanında bu ne anlama gelir ki?

Eğer uluslararası hukuk, Rusya’nın Rus uygarlığının beşiği üzerindeki “meşru iddialarını” reddederek onu aşağılıyorsa, o hâlde kötü bir uluslararası hukuktur! Eğer tarihsel toprakların geri dönüşüne izin vermiyorsa, Rusya’nın düşmanlarına hizmet ediyordur. Bir zamanlar birleşik olan Rus İmparatorluğu’nun parçalanmasını sürdürüyorsa, Ukraynalıların “Rus Dünyası”nın bağrından ayrılmasına izin veriyorsa, böyle bir hukuka uymak yalnızca zararlı değil, aynı zamanda suçtur. Kremlin bilgelerinin mantığı kabaca böyledir.

İsrail’in liderlerini toprak genişlemesi uğruna yürüttükleri sürekli savaşta derin ideolojik saiklerin yönlendirdiğinden pek az kişi kuşku duyuyor. Peki uluslararası sol, Rusya’nın liderliğinin arkasındaki benzer ideolojik itkileri görmeyi neden reddediyor?

Putin’in Ukrayna’nın fethi fikrine ne denli saplantılı olduğunu görmezden gelmek, olağanüstü türde bir körlük gerektirir.

Bölünmüş halk kavrayışı

Belki de tek bir röportaj sonuç çıkarmak için yeterli değildir? Putin’in diğer temel konuşmalarına ve açıklamalarına bakalım.

İşgalden altı ay önce, Temmuz 2021’de, dünya pandemiden yeni yeni toparlanmaya başlarken ve kimsenin yaklaşan topyekûn bir savaşı hayal edemediği bir dönemde, Vladimir Putin uğursuz makalesi “Rusların ve Ukraynalıların Tarihsel Birliği Üzerine”yi yayımladı. Bu metinde, gelecekteki işgalinin ideolojik zeminini hazırlayarak primordialist mite bağlılığının kapsamlı bir beyanını ilk kez ortaya koydu.

Manipülasyonlar ve yanlış iddialarla dolu, bütünüyle sözde bilimsel bu makalede Putin, Rusların, Belarusluların ve Ukraynalıların ayrı uluslar olmadığını, tek bir Rus halkının dalları olduğunu ilan eder. Makale boyunca uzanan ana fikir açıktır. Ukrayna kimliği yapay biçimde inşa edilmiş ve tek bir halkı bölmek, parçalarını birbirine karşı kışkırtmak için Rusya’nın düşmanları tarafından beslenmiştir.

Ukraynalıların ayrı bir ulusal kimliğe sahip olma hakkı reddedilir. Kendi devletlerine sahip olma hakları ve egemenliklerini istedikleri gibi kullanma yetileri inkâr edilir. Vladimir Putin ilk kez dünya düzenine ilişkin görüşlerini sistematik biçimde ortaya koyar: Ukrayna yalnızca Rus “ruhani ve siyasal alanı” içinde var olmalıdır. Ukraynalıların bu alandan ayrılmaya yönelik her girişimi, primordialist uyumun bütünlüğüne yönelik bir ihlal olarak görülecektir.

Bu, savaşın ardındaki ideolojik saiklerin doğrudan bir ilanı değil de nedir?

Bazıları şöyle diyebilir. “Belki bu birçok açıklamadan sadece biridir. Elbette Putin’in Batı emperyalizminden kaynaklanan tehditleri pragmatik biçimde anlattığı başka metinler de vardır.” Hayır. Putin başka hiçbir programatik makale yazmamıştır. “Tarihsel Birlik Üzerine…” başlıklı metni, işgalin tek ve belirleyici manifestosu olarak kalmaktadır.

Vladimir Putin aynı tezleri, işgalin başlamasından üç gün önce, 21 Şubat 2022’de yaptığı ana konuşmasında da tekrar etti.

“Kadim zamanlardan beri Kiev Rus’unun güneybatı tarihsel topraklarının sakinleri kendilerini Rus ve Ortodoks olarak adlandırıyordu.” Bir başka sözde tarihsel sapmaya işte böyle başlar.

Konuşmasının tam olarak yarısı, Ukrayna’nın Bolşevikler tarafından yaratılmış yapay bir devlet olduğu yönündeki ideolojik argümana ayrılmıştır. Lenin’in ulusal politikadaki canice hatasının, birleşik Rus İmparatorluğu’ndan “çirkin bir yaratığın”, yani bağımsız Ukrayna’nın koparılmasıyla sonuçlandığı söylenir. Ve görünüşe göre kaderin bu hatasını düzeltmek şimdi Vladimir Putin’e düşmektedir.

Evet, bu konuşmada NATO’nun askeri etkisinin Ukrayna genelindeki genişlemesine de değinilir. Fakat önemli olan bunun hangi bağlamda dile getirildiğidir. Putin’in bakış açısından sorun şudur. Ukrayna’nın kıyı şehirleri on sekizinci yüzyılda Rus çarlık kumandanları tarafından Rus askerlerinin kanı pahasına fethedilmiştir. Dolayısıyla orada NATO üslerinin bulunması, kahraman Rus sömürgecilerin hatırasıyla alay etmek anlamına gelecektir.

Hakkaniyet adına şunu belirtmek gerekir ki Vladimir Putin iki kısa paragrafta NATO’nun Rusya’nın uluslararası alanda tanınmış topraklarına yönelik olası bir tehdidinden de söz eder. Amerikalıların Ukrayna’ya füzeler ve stratejik bombardıman uçakları konuşlandırması hâlinde bunun “boğaza dayanmış bir bıçak” olacağı uyarısında bulunur.

Ama… Birincisi, bu kısa pasajlar savaş için sunduğu geniş primordialist gerekçelendirme karşısında bütünüyle kaybolur. Eğer varsayımsal bir NATO askeri saldırısına karşı savunma gerçekten birincil saik olsaydı, açıkça daha yüksek bir önceliğe sahip olurdu. İkincisi, Ukrayna’ya nükleer silahların konuşlandırılması ve Amerikalıların dünyanın en büyük nükleer gücüne saldırması senaryosu son derece uçuktur. Nitekim Putin’in kendisi de iki yıl sonra yukarıda anılan Carlson röportajında bunu kabul edecektir. Üçüncüsü, daha önce de belirtildiği gibi, “boğaza dayanan bıçak” Finlandiya’dan geldiğinde Putin… hiçbir şey yapmadı!

Geriye ne kalıyor? Putin’in işgale dair iki ana genelgesi, ideolojinin saf birer damıtımı olarak durmaktadır.

Temel argüman

Belki de dört yıllık savaşın ardından, Ukrayna halkının istilaya karşı direnirken verdiği devasa fedakârlıklardan sonra, Ukraynalıların her eylemleriyle Rus yönetimi altında yaşamayı reddettiklerini göstermelerinin ardından, bütün bunlardan sonra Vladimir Putin daha pragmatik bir tutuma yönelmiş ve “bölünmüş halkı yeniden birleştirme” idée fixe’inden vazgeçmiştir? Hayır. Gerici ütopyasına sadık kalmayı sürdürmektedir.

“Rus ve Ukrayna halklarını fiilen tek bir halk olarak gördüğümü defalarca söyledim. Bu anlamda Ukrayna’nın tamamı bizimdir,” diye ilan etti Putin 2025 yazında.

Aynı yaz Donald Trump, Rusya’yı uluslararası izolasyondan çıkarmaya karar verdi ve Putin’i Alaska’da bir zirveye davet etti. Oldukça cömert tavizler önererek Rus liderin pragmatik bir siyasetçi olarak bir anlaşma yapacağını ve barış sağlayacağını umdu. Ancak Trump yanıldı. Herhangi bir anlaşma gerçekleşmedi. Financial Times kapalı kapılar ardındaki görüşmenin ayrıntılarını şöyle aktarıyor:

“Putin, ateşkes karşılığında yaptırımların hafifletilmesine yönelik ABD teklifini reddetti ve savaşın ancak Ukrayna’nın teslim olması hâlinde sona ereceğinde ısrar etti […]. Ardından Rusya Devlet Başkanı, Novgorodlu Rurik ve Bilge Yaroslav gibi ortaçağ prenslerinden, on yedinci yüzyıl Kazak önderi Bohdan Hmelnitski’ye uzanan dağınık bir tarihsel anlatıya girişti. Bu isimleri Ukrayna ile Rusya’nın tek bir ulus olduğu iddiasını desteklemek için sık sık anıyor. Şaşkına dönen Trump birkaç kez sesini yükseltti ve bir noktada toplantıyı terk etmekle tehdit etti. Sonunda görüşmeyi erken kesti ve planlanan öğle yemeğini iptal etti…”

Bu noktayı yalnızca tekrar vurgulayalım. 2022’den bu yana dünyanın en büyük iki nükleer gücünün liderleri arasındaki ilk görüşmede Vladimir Putin muhatabıyla “Rusya’nın NATO üsleri tarafından kuşatılması”nı, Avrupa’daki Amerikan nükleer silahlarını, “Rusya’nın güvenlik kaygılarını”, orta menzilli füzeleri ya da füze savunma sistemlerini tartışmıyor. Kısacası Batılı solun Rusya’nın sözde NATO genişlemesine karşı savunma savaşı üzerine konuşurken sürekli andığı başlıkların hiçbirini gündeme getirmiyor.

Hayır. Putin bambaşka meselelerle meşgul. ABD başkanıyla yapılan üst düzey bir görüşmede, Ukrayna üzerindeki “hakkının” tanınması için en önemli argüman olarak ortaçağ efsanelerine başvuruyor. Batılı liderlerin nihayet derin kadim köklere dayanan “tek halk” kavramını anlayacaklarını ve kendi doğruluğunu kabul edeceklerini umarak tekrar tekrar uzun derslere girişiyor.

Eğer bu ideolojik bir saplantı değilse, nedir?

Praksis

Elbette “bölünmüş halkı yeniden birleştirme” yönündeki bu primordialist idée fixe’in, Vladimir Putin’in kamusal etkinliklerde verdiği yarı tarihsel derslerin ötesine geçmediği varsayılabilir. Pratikte Rusya’nın yalnızca dış tehditleri ortadan kaldırmak için pragmatik biçimde hareket ettiği düşünülebilir. Fakat durum böyle değildir. Rusya’nın gerici ütopyasının ideolojik ilkeleri bu savaşın seyri içinde bütünüyle hayata geçirilmektedir.

Son dört yıl içinde Rusya, Ukrayna’nın varlığını bizzat inkâr etmeyi amaçlayan devasa bir ideolojik kampanyayla sallanmıştır. Artık Rusya’daki tüm okullarda birinci sınıftan itibaren öğrenciler “Önemli Şeyler Hakkında Sohbetler” adlı derslere katılmaktadır. Bunlar devletçi şoven propagandanın haftalık oturumlarıdır. 2023’te okul ders kitapları, Putin üzerinde güçlü ideolojik etkisi olan isimlerden biri sayılan Kültür Bakanı Vladimir Medinski tarafından bizzat yeniden yazılmış ve Ukrayna, Bolşevikler tarafından yaratılmış yapay bir oluşum olarak tanımlanmıştır. Üst düzey bir yetkili olan Dimitri Medvedev, Ukrayna bağımsızlığının “sonsuza dek ortadan kaybolması” gerektiğini kamuoyu önünde dile getirirken arka planda Ukrayna topraklarının üçte ikisinin Rusya tarafından ilhak edildiğini gösteren dev bir harita yer almaktadır. Vladimir Solovyov gibi televizyon propagandacıları Ukrayna’nın inkârının da ötesine geçerek, sakinleri Rus ordusuna teslim olup Rus kimliğini kabul etmezse Ukrayna megakentlerinin yok edilmesi çağrısında dahi bulunmaktadır. Kremlin bağlantılı aşırı sağcı filozof Aleksandr Dugin ise Ukrayna’yı “toprağımız üzerindeki zehirli bir leke” olarak nitelendirir ve tam işgalden sonra Ukrayna kimliğinin yeniden canlanmasını önlemek için on yıllar boyunca ortadan kaldırılması gerekeceğini savunur.

Ancak Vladimir Putin’in primordialist fikirlerinin en çarpıcı tezahürü işgal altındaki topraklarda izlenen politikadır. 2025 tarihli Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi raporu, Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerde Ukrayna kültürel kimliğini silmeye yönelik sistematik bir kampanyayı belgelemiştir:

“[…] Rusya’nın fiilî kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan insanlar, kültürel yaşama katılma haklarının gerçekleştirilmesinde ciddi kısıtlamalarla karşılaşmaya devam etmektedir; buna azınlık dillerini, tarihini ve kültürünü kullanma ve öğretme hakkı da dahildir. Ukrayna tarihini, kültürünü, kültürel kimliğini ve dilini sistematik biçimde silmeye yönelik geniş çaplı bir kampanya yürütülmekte; tarih müfredatları yeniden yazılmakta, yerel kültürel semboller bastırılmakta ve Rusya’nın fiilî kontrolü altındaki bölgelerde etnik azınlıkların dilsel kimliği genel olarak zayıflatılmaktadır.”

Ancak Ukrayna kimliğini ortadan kaldırmaya yönelik asıl ideolojik çalışma, işgal altındaki bölgelerdeki çocuklar üzerinde yürütülmektedir. Ukrayna dili okul müfredatlarından çıkarılmıştır. Ukraynaca konuşmayı sürdüren çocuklar zorbalığa uğramakta, ebeveynleri baskı altına alınmaktadır. Ukraynalı gençler, Rus şovenizmi ve Ukrayna kimliğine düşmanlıkla yoğruldukları paramiliter gruplara dâhil edilmektedir. Dahası, “askeri vatansever” kamplardan oluşan geniş bir ağ, işgal altındaki bölgelerden gelen gençlere silah kullanımı, küçük birlik taktikleri, insansız hava aracı işletimi ve savaş alanı tıbbı eğitimi vererek onları Ukrayna’ya karşı savaşmaya hazırlamaktadır. İşgal bölgelerinden çocukların sistematik biçimde kaçırılması, zorla evlat edinilmesi ve yeniden eğitime tabi tutulması uygulamaları, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2023 yılında Vladimir Putin hakkında tutuklama kararı çıkarmasına yol açmıştır.

Yukarıda sayılanların tümü de NATO’nun dışsal tehdidine karşı “kışkırtılmış savunma önlemleri” olarak mı görülmelidir? Elbette hayır. Tanık olduğumuz şey, Ukraynalıların toprak genişlemesi ve etnik asimilasyonuna yönelik tutarlı bir politikadır. Putin’in “tek halk” doktrininin kelimesi kelimesine hayata geçirilmesidir.

Carthago delenda est

Marksistler genellikle savaşın ideolojik saiklerine kuşkuyla yaklaşır, çoğu zaman ekonomik determinizme ya da bugünlerde popüler olan “saldırgan realizm” teorisi gibi pragmatik açıklamalara başvururlar.

Bununla birlikte, bir devlet liderinin fiilen sınırsız gücü elinde topladığı ve dünyanın en büyük nükleer cephaneliğine sahip olduğu bir sistemle karşı karşıya olduğumuzda, onun ideolojik saplantıları gerçekliği şekillendiren belirleyici bir faktöre dönüşür.

Buna yakın bir örnek, yukarıda anılan İsrail aşırı sağının gerici ütopyasında bulunabilir. Bu ütopya, Gazze’deki soykırımın ve Batı Şeria’daki kalıcı etnik temizliğin kuşkusuz temelini oluşturmuştur. Sol eğilimli gözlemcilerin pek azı, Siyonist doktrinlerin Ortadoğu siyasetini biçimlendirmedeki önemini inkâr eder.

Öyleyse Rus yayılmacılığının primordialist ideolojisi neden solcu yorumcular tarafından neredeyse bütünüyle görmezden gelinmektedir? Vladimir Putin’in bu fikirlere nasıl ulaştığını, hangi aşamada ve hangi nedenlerle radikalleşerek savaşın itici gücüne dönüştüğünü uzun uzun tartışabiliriz. Ancak onların maddi gerçeklik üzerindeki etkisini inkâr etmek, hakikate karşı günah işlemektir.

Sol, Avrupamerkezciliği eleştirir. Buna rağmen çoğu zaman kendisi de bu tuzağa düşer ve dünyadaki her bir sorunun tek sorumlusunun Batılı ülkelerin elitleri olduğuna inanmayı tercih eder. “NATO genişlemesine karşı Rusya’nın savunma savaşı” kavramının temelinde de bu varsayım yatar. Böylesi Avrupamerkezci bir bakış, Rusya’yı tümüyle öznesizleştirir, onun kendi iç saiklerini ve hedeflerini görmezden gelir.

Putin’in Rusyası kuşkusuz dünya sahnesinde bir aktördür. Yalnızca dış meydan okumalara tepki vermez, kendi iradesini dayatır. Kendine ait dünya düzeni tasavvuruna sahiptir; kendi gerici ütopyasına. Bu ütopyanın merkezi unsurlarından biri olan “tek halk” fikri, Ukrayna’nın boyunduruk altına alınmasını ve vatandaşlarının kimliklerinin kökten yeniden şekillendirilmesini içerir. Bunun bir laboratuvarı ilhak edilen topraklarda gözlemlenebilir.

Ayrı ve boyun eğmeyen bir Ukrayna ulusunun varlığı, Vladimir Putin için adeta “yıkılması gereken bir Kartaca”ya dönüşmüştür. Rus idée fixe’i. Bu olgu kavranmadan 24 Şubat 2022 anlaşılamaz. “Çatışmanın kök nedenlerini ortadan kaldırmak” şeklindeki o tekrar eden muğlak ifade de anlaşılamaz.