Kıyamet gelmedi: Burjuvazi kendi suretinde bir dünya yaratıyor

image_pdf

1.) Koronavirüs, yalnızca tıbbî metotlarla müdahale edilmesi gereken biyolojik bir tehdit değil; var olan sosyal, ekonomik ve politik krizi de derinleştiren bir etken olması itibariyle, siyasal yöntemlerle de müdahale edilmesi gereken bir olgu. Bu virüs, bütün yönleriyle kapitalizmin toplumun kendisine karşı sürdürdüğü ölümcül savaşı derinleştirdi, derinleştiriyor, derinleştirecek. Pandemi dünya ekonomisini ve mevcut sosyopolitik rejimlerin biçimini derinden etkileyecek.

2.) Karl Marx ve Friedrich Engels, 172 yıl önce kaleme aldıkları Komünist Manifesto’da, burjuvazinin kendi suretinde bir dünya yaratmakta olduğunu yazıyordu. Bugün uluslararası mevcut konjonktüre dair söyleyebileceğimiz bir şey varsa, o da dünyanın bugünkü buhranlı halinin, 21. yüzyıl uluslararası burjuva koalisyonunun bir sureti olmasıdır.

3.) Donald Trump’ın, Boris Johnson’ın, Angela Merkel’in, Emmanuel Macron’un, Jair Bolsonaro’nun, Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı sermayeyi kurtarma paketleri, bu paketlerin işçilerin ve yoksulların hayatlarını ve geçim şartlarını hiçe sayması, kapitalist sistemin koronavirüs kriziyle mücadelede sergilediği kapasitesizliğin yalnızca bir boyutu. Bu paketlerin, özetlemek gerekirse öngördükleri en biricik gerçek, en yalın ve açık gerçek, emekçilerin ölümüdür.

4.) Bu paketler ya işçileri, emekçileri üretim bantlarında, plazalarda, atölyelerde, bürolarda sopayla çalışmaya zorlayarak yoksulların sağlık ve güvenliğini tehlikeye atıyor, ya da onları ücret vermeden, en doğal haklarını tanımadan ve bütün masraflarının üzerine masraf ekleyerek eve gönderip, böylece de onları açlığın ve sefaletin daha derin köşelerine iteleyerek, milyonlarca kişinin hayatta kalma şartlarını yok ediyor.

5.) Mevcut dünya burjuvazisi, daha önce hiçbir yönetici sınıfın elinin altında olmayan imkanlara ve araçlara sahip; belki de 25 yıl önceki sınıf kardeşlerinin hayrete düşeceği teknik ve teknolojik altyapıya sahip. Bütün bu imkanlara ve araçlara ve potansiyel olanaklara rağmen bugün, finans aristokrasisinin başını çektiği bu uluslararası egemen bloğun güdebildiği biricik politika, organik olarak ölümü ve ekonomik olarak yıkımı öngören bir politikadır. Daha geçtiğimiz yıllarda bu sınıf, uzaya araba göndermekle övünüyordu; şimdi hiçbirimizin Akbil’le otobüse bindiğimizde ölmeyeceğimiz garantisini bile veremiyor.

6.) 20. yüzyılı kana boyayan bütün tarihsel olguların ve sorunların torunları, 21. yüzyılda da, burjuvazi tarafından çözümsüz bırakıldıkları için yeniden insanlığın karşısına çıkıyor. Ukrayna sorunundan ekonomik krize, diktatörlük rejimlerinden sömürgeciliğe dek uzanan bir liste, bu sürekliliğin resmini çiziyor. Şimdi bu sürekliliğin yanına İspanyol gribinin torunu olan Covid19 da eklendi. 20. yüzyılın dünya savaşına tutuşmuş ulusal kapitalist bölüklerinin İspanyol gribine cevabı (yani kayıtsızlık ve basiretsizlik) trajediydi; bugünün uluslararası mali oligarşisinin koronavirüse cevabı ise (yani kayıtsızlık ve basiretsizlik) ancak bir komedi unsuru olarak var olabiliyor. 

7.) Kapitalizmin, toplumların hayatta kalma ve geçim şartlarını muhafaza etme mücadelesine karşı açtığı kirli savaşın en önemli cephelerinden biri, şu an imalat sanayinde, uluslararası metal ve otomobil sektöründe yaşanıyor. Fiat-Chrysler’dan Mercedes’e dek uluslararası otomobil tekelleri, işçilerini şantajla, tehditle üretim bandında, fabrikanın içinde tutmaya çalışıyor.

8.) Aslında bu bize ilginç bir mise en scène sunuyor, çünkü bu uluslararası tekellerin, kartellerin ideologları, liberaller son 30 senedir bize işçi sınıfının, sosyal ve politik bir kategori olarak öldüğünü söylüyorlardı. Ölmüş olan bir sınıfı, neden yeniden öldürmek için bu denli çaba sarf ediyorlar, ilginç. Yine 30 senedir burjuva liberaller teknik ve teknolojik gelişimin, otomatizasyonun, robotik bilimlerdeki gelişimin işçinin emek gücüne olan ihtiyacı ortadan kaldırdığını iddia ediyordu. Emek gücüne olan ihtiyacın ortadan kalktığı bir sınıfın, emek gücünün yerini robotların doldurduğu bir sınıfın neden, gerekli askerî ve polisiye tedbirler eşliğinde üretim bandında tutulmaya çalışıldığı, gerçekten ilginç bir fikir egzersizi olabilir.

9.) Şunu akılda tutmak gerekiyor: Yalnızca uluslararası imalat sanayisinin değil, bir bütün olarak patronlar sınıfının, yani uluslararası kapitalist oligarşinin bugün işçilere, yoksullara ve toplumun kendisine karşı güttüğü siyaset, yani mevcut savaş, son kırk senedir, Thatcher-Reagan neoliberalizminin altında büyüyen dünya kapitalizminin hayatta kalma refleksine içkindir. Mevcut kriz kapitalizmin bir anomalisi değildir. 

10.) Thatcher-Reagan koalisyonunun işçilerden çaldığı zenginlikle beslediği bu oligarşi, dünya üzerinde milyonlarca kişinin hayatı tehlikedeyken, milyar dolarlık kârlarından bir kuruş dahi eksilmemesi için işçileri, emekçileri, çalışanları bir soykırımdan geçirmekte, bir sınıf kırımı gerçekleştirmekte kararlı. Finans aristokrasisinin ve mali oligarşinin koronavirüs pandemisinden kurtulma planı, her işyerinin bir Soma’ya dönüştürülmesidir. Dolayısıyla salgın bir kez daha ortaya çıkardı ki, kapitalizm üzerinde yükseldiği üretim ilişkilerini muhafaza edebilmek için üretici güçleri fiziksel olarak kıyımdan geçirmeyi öngörmekte.

11.) İşte bu korkunç planın temsil ettiği barbarlığa karşıt olarak harekete geçen biricik, bunu inatla vurgulayalım, biricik toplumsal kesim, sanayi işçileri oldu. Kapitalizmin derinleştirdiği salgın krizi bir kere uluslararası bir boyuta ulaşıp dünyayı bir bütün olarak etkilemeye başlayınca, ona ilk cevap veren toplumsal kesim metal işçileri oldu; böylece sanayi proletaryası, kendi aleyhine ortaya atılan bütün revizyonist teorik-politik argümanların karşısında, 21. yüzyılda da kapitalizmin yıkımında öncü olduğunu yine ispatladı.

12.) Şu an, aslında uluslararası bir grev ve eylem hareketiyle karşı karşıyayız. Hiçbir ama hiçbir uluslararası burjuva medya kuruluşu bunları haberleştirmiyor. Neden? Çünkü mevcut hareketin anlamı, burjuvazinin haftalar ve aylar süren ölümcül kayıtsızlığının ardından, dünya proletaryasının oldukça kritik bir sektörünün, öncü bir bölüğünün pandemiye karşı kendi sınıf önerilerini geliştirmeye başlamış olmasıdır. Bu onlara göre elbette sansürlenmeli, çünkü ortada mevcut durumu mali aristokrasiden daha iyi yönetebileceğini göstermeye başlamış olan, bu yönde kaslarını güçlendirip ciğerlerini açan bir sınıf var.

13.) Koronanın yol açtığı krizin burjuvazi cephesinden ancak antidemokratikleşme tedbirleriyle cevaplanabilmesi, demokrasinin bir toplumsal gündem olarak yalnızca işçi sınıfının omuzlarında olduğunu gösterdi. İran’dan Fransa’ya rejimler, salgının yol açtığı sosyal hoşnutsuzluğu ordularını veya rejime özgü kolluk kuvvetlerini sokağa indirerek cevapladı. Bütün hükümetlerin ilk gündemi, gerici ve baskıcı tedbirleri gündelik hayatın her noktasında hissedilir kılmak. Ancak burjuva rejimlerin zorun kullanımına dönük artan eğilimleri, yalnızca onların mevcut pandemi karşısında ne denli kırılganlaştıklarının çelişkili bir göstergesi, daha fazlası değil. 

14.) Koronavirüs küresel çapta yayılmayı sürdürürken, çeşitli ulusal ve yerel burjuva blokları, birbirlerinin boğazına çökmüştü veya çökmeye hazırlanıyordu. Bu virüs Wuhan’da ilk ortaya çıktığında, burjuva hükümetlerin temel yaklaşımı, virüsün neden olacağı jeopolitik krizlerden, kendi ülkelerinin kapitalistleri adına faydalanmaktı. Küresel işbirliği ile bilgi akışı zorunluyken, ABD Çin ile olan ticaret savaşını derinleştirdi ve İran ambargosunu güçlendirdi. ABD’nin emperyalist egemenliğini pekiştirmek için uyguladığı bu önlemler, milyonlarca işçinin virüs karşısında ihtiyacını duyduğu ilaçlara erişimini kesti. Venezuela resmi olarak yardım talep etmesine rağmen ölüme terk edildi. SARS virüsünün yapısına dair teorik bilgilerin birtakım biyoteknoloji firmalarının mülkiyeti olması, Alman ve Amerikan farmasötik şirketlerin arasındaki pazar rekabeti ve milyar dolarlık eczacılık sektörünün kâr odaklı şekilde işliyor olması, Covid19 aşısının gecikmesinin nedenleri arasında. Bütün bunlar salgının yayılmasında, salgına karşı önlem alınmamasında, insanların gerekli tıbbî malzemeye ulaşamamasında etkili oldu. Koronavirüsün ölümcül doğasının katalizörü, küresel ölçekte işleyen kapitalist ekonominin ulus devletler şeklinde bölünmesi ve rekabet odaklı olması oldu.

15.) Birtakım ülkeler (İspanya gibi), kitlelerin basıncı ve salgının etkisi altında ulusal kaynakların merkezî ve kamusal kullanımına itiliyor. Haber organlarında İspanya’nın sağlık sektörünü kamulaştırdığı yazılsa da, bu doğru değil. İspanya özel hastanelere, ateşli hastalıklar şikayetiyle gelen hastaları parasız tedavi etme zorunluluğu getirdi. Bu henüz kamulaştırma değil. Koronavirüs ve benzeri pandemileri engelleyebilecek ve etkilerini asgari düzeye çekebilecek rasyonal bir eylem programını kapitalizm oluşturamaz. Ancak kitlesel basınçların altında ve salgının derin etkisi dolayısıyla kimi ülkelerde kamulaştırmalara gidilebilir. Eğer bu yaşanırsa, söz konusu kamulaştırmalar eleştirel bir şekilde desteklenmeli ve yeniden özelleştirilme dalgasının potansiyel tehlikelerine karşı korunmalıdır. “Eleştirel destek” kısmının, özellikle “eleştirel” kısmı öne çıkarılmalıdır

16.) Kamulaştırma ve benzeri tartışmalar üzerinden dünyanın yalnızca bir gecede, öldüğü ve işlevsiz kaldığı söylenen sosyalist kökenli önlem ve politikalar zincirini aniden hatırlamış olması, kenara not düşülmelidir. 1991’de SSCB ardında büyük bir enkaz bırakarak yıkıldığında, liberal dünyanın iddiası, artık kendisiyle rekabet eden düşman bir kutup bulunmaksızın kapitalizmin neler başarabileceğini bütün insanlığa göstereceğiydi. O günden bu yana henüz 30 sene geçmedi ki kapitalizm insanlığı yıkımın eşiğine getirdi. Öylesine bir yıkım ki, bugün milyonlarca yoksul sosyalizm altında insan sağlığının nasıl korunacağını sistemli bir şekilde tartışıyor. 

17.) İnsan medeniyetinin kurtarılması için ulusal sınırları tanımayan enternasyonalist ve rasyonel bir plana gereksinim var. Kapitalizm küresel pandemilere ve benzeri toplumsal kriz dinamiklerine karşı böylesine bir rasyonel planı hazırlama kapasitesine sahip değil. Bu nedenle uluslararası finans aristokrasisi ile mali oligarşinin iktidarından edilmesi gerektiğini ve uluslararası düzlemde rasyonel ve planlı bir merkezî sosyalist ekonominin inşa edilmesi gerektiğini söylüyoruz. 

18.) Virüs salgınının durdurulması ve engellenmesi tek bir ulusun sınırları dahilinde gerçekleştirilemez. Benzer bir şekilde, bilimsel ölçütler uyarınca planlanmış merkezî bir sosyalist ekonominin inşası da tek bir ülkenin sınırları dahilinde başarıya ulaşamaz. Bu bağlamda, bu sorunun çözümünde öncü rolünü üstlenmesi gereken Leninist parti ya bir Enternasyonal biçiminde inşa edilebilir, ya da hiç edilemez. Bugün kendini ulusal bir inşa perspektifiyle sınırlayan hiçbir akım, kapitalizm ve onun yarattığı tehditler karşısında işçi sınıfını zafere taşıyamaz. O halde sloganımız açıktır: Ya Barbarlık, Ya Enternasyonalizm.