Tarih:

Paylaş:

Suriye için Politik Eylem Programı

Suriye’de Esad diktatörlüğünün yıkılmasının ardından oluşan yeni politik durumda, emekçilerin, ezilen halkların ve kesimlerin sosyalist seçeneğini yükseltmek adına ülkenin genç devrimcileri ve aktivistleri Özgürlük ve Onur Hareketi’nin kurulduğunu ilan etti. 2011’de başlayan devrimin özgürlük ve onur talepleri, Şara önderliğindeki geçiş hükümeti altında da tüm yakıcılığıyla güncelliğini koruyor. Bu doğrultuda, emekçilerin ve ezilenlerin ekonomik, demokratik ve ulusal egemenlik taleplerini birleştirerek mücadeleyi yükseltecek devrimci bir siyasi partinin inşası hayati önemde. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) de desteklediği bu yeni hareket, tam da bu çerçevede, kopuşçu bir siyasal eylem programı etrafında ülkede ve bölgedeki devrimcilerin birliğini hedefliyor. Aşağıda Özgürlük ve Onur Hareketi’nin yayımladığı Politik Eylem Programının Türkçe çevirisi bulunuyor.

8 Aralık 2024’te 54 yıllık kanlı Esad diktatörlüğü nihayet son buldu. Bu tarih gerek Suriye gerekse de tüm bölge adına yeni bir milattır. Bizler bu miladı, 2010 yılında başlayan ve tüm bölgeyi etkisi altına alan, Suriye devrimini de tetikleyen Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimleri sürecinin bir devamı olarak görüyoruz. 2011 yılı Mart ayında “özgürlük ve onur” talepleriyle ve “Halk rejimin yıkılmasını istiyor” sloganıyla başlayan Suriye halklarının devrimci seferberliği, Esad rejimi ve Rusya, İran ve Hizbullah gibi destekçileri eliyle kanla boğulmaya çalışıldı.

Rusya, İran ve Hizbullah’ın rejimin arkasında eskisi kadar güçlü duramayışı, Esad rejiminin aslında kâğıttan bir kaplan olduğunu da gözler önüne serdi. Yıllardır suni teneffüsle ayakta tutulan rejimin, bir buçuk hafta süren askeri çatışmaların ardından ani çöküşü bu gerçeğin bir kanıtıdır. Dolayısıyla, Esad rejiminin devrilmesini hem Suriye hem de bölge halkları için önemli bir zafer olarak görüyoruz.

Rejimin yıkılmasıyla fırsatlar ve tehlikelerle dolu yeni bir politik dönem başladı. Yüz binlerce politik tutsağın özgürlüğünü kazanması, işkence ve katliam merkezi olarak işleyen zindanlara kilit vurulmuş olması, Suriye halkının ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullanmaya başlaması, Suriyeli muhaliflerin ve halkın geri dönüşüne ilişkin politik zeminin açılması, rejime karşı uzun ve zorlu mücadelenin kazanımları olarak görülmelidir. Ayrıca yıkılan burjuva devlet aygıtlarının henüz tam olarak yeniden inşa edilememiş olması, geçici hükümete zayıf bir nitelik vermekte ve politik müdahaleye açık bir alan oluşturmaktadır.

Yeni dönemin en önemli tehlikesiyse, rejimin devrilmesinin ardından iktidarı devrimin taleplerini temsil etmeyen bir geçici hükümetin almış olmasıdır. Ahmed Şara’nın yönetimindeki geçici hükümetin önceliği, baskı ve sömürünün garantörlüğünü yapmış olan kapitalist devletin yeniden inşasını garanti altına almak ve bu devletin yönetiminde kalıcı bir egemenlik sağlamaktır. Bu çerçevede, sahte bir “ulusal diyalog” süreci ve seçim tiyatrosu yoluyla ülkedeki diğer siyasi partileri dışlayan, ulusal ve dinsel çeşitliliği tanımayan bir “geçiş süreci” ilerleterek kendi otoriter yönetimini inşa etmeye hedefliyor. Bu doğrultuda, eski rejimden miras kalan mezhepsel ve ulusal bölünmeleri kullanarak ve meşru bir halk desteğine dayanmadan, kontrolündeki silah gücüyle ve dış ülkelerin desteğini elde ederek fiili iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor.

Bu nedenle biz, halklarımızın uğruna çok ağır bedeller ödediği “özgürlük ve onur” taleplerinin gerçekleşmesinde geçici hükümete hiçbir güven duyulmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu talepler yalnızca Suriye emekçi halklarının bu doğrultudaki seferberliği, politik mücadelesi yoluyla gerçekleşebilir ve bir işçi ve halk hükümeti iktidarı altında kalıcı ve kesin kazanımlar haline gelebilir.

Böylesi bir toplumsal seferberlik ise, Suriye emekçi halklarının talepleri için harekete geçerek siyasi arenanın aktif bir öznesi haline gelmesi ve kendi özörgütlenme organlarını inşa edebilmesini gerektiriyor. Suriye’nin geleceğini kendinden menkul bir azınlığın değil, bizzat Suriye emekçi halklarının tayin edebilmesi için, Suriye’nin devrimcileri bu seferberliğin güçlendirilmesi için mücadele etmeli, ülkenin emekçilerinin ve ezilen halklarının güncel ve tarihsel taleplerini temsil eden bir siyasi partinin inşası için harekete geçmelidir.

Bu doğrultuda biz, ülkenin emekçileri ve tüm ezilen, sömürülen kesimlerinin acil ihtiyaç ve taleplerini temel alan bir siyasi eylem programı etrafında Suriyeli devrimcilerin en geniş birliğini sağlanmasını gerektiğini savunuyoruz. Bu birlik, devrimin hakiki taleplerini temsil edecek, baskı ve sömürü sisteminden kesin bir kopuşa öncülük edecek devrimci partinin inşasında ilk adım olacaktır. Ülkenin devrimcilerini, aktivistlerini bu eylem programı etrafında tartışmaya, hareketimize katılmaya ve devrimci partinin inşasında birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

Demokratik haklar ve özgürlükler

Geçici hükümet, meşruiyetini kendinden menkul bir “Zafer Konferansı”na ve tamamen kendi kontrolünde, toplamda 6000 kişinin oy kullanma hakkı olduğu “seçimlerle” kurulan bir meclise dayandırarak iktidarını kalıcı hale getirmeye çalışıyor. Bu hedef doğrultusunda ülkedeki diğer siyasal partileri, eğilimleri dışlayan; etnik, ulusal ve dinsel çeşitliliği tanımayan bir anayasa yapım süreciyle kendi otoriter yönetimini inşa etmeye çabalıyor. Özgürlük talebi için muazzam bedeller ödeyerek diktatörü devirmiş halkımızın siyasal geleceği, Şara yönetiminin keyfi tercihleri ve tahammül sınırları tarafından çizilemez. Demokratik haklar ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller derhal kaldırılmalı ve yeni rejimin niteliği ve yeni anayasa halkların en geniş siyasi katılımı yoluyla belirlenmelidir.

Örgütlenme ve ifade özgürlüğü önündeki tüm engellere son! Siyasi partiler ve sendikalar serbestçe kurulabilmelidir. Tüm ulusal ve dinsel azınlıkların kültürel ve demokratik hakları derhal tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Tüm demokratik hak ve özgürlüklerin garanti altına alınabilmesi için, bağımsız ve egemen bir Kurucu Meclis için mücadeleye!

Geçiş adaleti, hemen şimdi!

Esad rejiminin baskı ve katliam politikaları yaklaşık bir milyon kişinin yaşamını yitirdiği, yüz binlerce insanın kaybolduğu, milyonlarca insanın evinden edildiği bir yıkımı miras bıraktı. Bu cani politikaların sorumlularının sahici bir şekilde yargılanıp cezalandırılması, kayıplar için etkin bir soruşturma yürütülmesi, tüm bu politikaların mağdurları için adalet sağlanması halkımızın en acil talebi niteliğindedir.

Buna karşın, geçici hükümet iktidarda bulunduğu süre boyunca bu doğrultuda hiçbir ciddi adım atmadı. Tam tersine, iktidarı sırasında Mart ayında Sahil’de, Temmuz’da Süveyda’da gerçekleşen katliamlarla adalet talebini daha da yakıcı hale getirdi. “Geçiş adaleti”nin sağlanacağına dönük bu mutlak belirsizlik, intikam cinayetlerini tetikleyen başlıca etkene dönüştü. Rejimin yıkılmasının ardından gerçekleşen şiddet ve cinayet eylemlerinin sayıca en büyük oranını “intikam adaleti” eylemleri oluşturdu.

Bu şiddet sarmalının esas sorumlusu, geçiş adaleti için hiçbir adım atmamış olan geçici hükümettir. Öyle ki, hükümet, söz gelimi, kendi himayesi altında olan aktif bir yargı sistemi kurmaktan dahi kaçınmıştır. Adaletin gecikmeden sağlanabilmesi için hükümetten bağımsız, başta insan hakları hukukçuları ve aktivistleri olmak üzere saygın şahsiyetlerden oluşan ve yaptırım gücüne sahip araştırma komisyonları kurulmalıdır. Bu araştırma komisyonlarının yürüteceği etkin ve hızlı soruşturmalarla, savaş suçluları cezalandırılmalı, kayıplar bulunmalı ve maddi, manevi zarar görmüş olanların tazminat hakları için bir süreç başlatılmalıdır.

Ülkenin ulusal ve dinsel çeşitliliği koşulsuz biçimde tanınmalıdır!

Suriye tarihi boyunca çok farklı kültürlere, dinsel ve ulusal topluluklara ev sahipliği yapmış bir ülkedir. Ülkeyi yönetme iddiasında olan herhangi bir siyasi akımın öncelikli görevi bu çeşitliliği tanımak olmalıdır. Oysa Suriye’yi bugüne kadar yöneten tüm hükümetler, mezhepsel ve ulusal farklılıkları kışkırtarak ve halkları birbirine düşürmeye çalışarak iktidarlarını konsolide etmeye çalıştılar.

Esad diktatörlüğü döneminde en uç noktasına sürüklenen bu politika, şimdi geçici hükümet tarafından farklı bir biçim altında devralınıyor. Ülkenin dinsel ve ulusal azınlıklarını bir tehdit unsuru olarak göstererek Sünni Arap topluluğunun kendisine mahkûm olduğu yanılsamasını yaratmaya çalışıyor. Bu politik strateji, emekçi halkların birbirlerine kırdırılarak otoriter rejimlerin iktidarlarını konsolide etme çabasından ibarettir.

Bu stratejiyle mücadele bugün Suriye siyasetinin en temel başlıklarından birisidir. Bu doğrultuda ülkenin çok uluslu ve çok kimlikli yapısı derhal tanınmalı, farklılıkları dışlayan ayrımcı politikalar son bulmalıdır. Kürt halkının tüm demokratik hakları, kendi kaderini özgürce tayin etme hakkı da dahil olmak üzere, Suriye toplumunun temel bir bileşeni olarak tanınmalıdır. Bu ise, eski Suriye Demokratik Güçleri liderliklerinin geçici hükümete entegre edilmesi yoluyla değil Kürt halkının haklarının doğrudan tanınması temelinde gerçekleşmelidir.

Buna ek olarak, Süveyda halkının idari ademimerkeziyet hakkı tanınmalıdır; bu, bölge halkının karar alma süreçlerini dış projelerden bağımsız biçimde yeniden kazanmasının ilk adımı olacak ve onların demokratik ve siyasi haklarını güvence altına alacaktır.

Ekonomik yeniden inşa

Esad rejimi Suriye’ye sadece insani değil aynı zamanda devasa bir ekonomik yıkım miras bıraktı. Hayat pahalılığı, işsizlik ve sefalet ücretleri halkın en temel gereksinimlerini karşılamayı dahi imkansız hale getirdi. Bu ekonomik enkazla mücadele, demokratik hakların tesisiyle birlikte, Suriye’de yeni dönemin en temel başlığıdır ve “özgürlük ve onur” sloganında dile getirildiği gibi, ikisi birbirine kopmaz biçimde bağlıdır.

Geçici yönetim, bölgesel monarşilere ve diktatörlüklere, emperyalist devletlere, Siyonizme ve yerel patronlara çizmeye çalıştığı “ılımlı”, “güvenilir” partner rolüyle ekonomik iyileşme vaat ediyor. Bu politikayla, ekonomik yaptırımlarının kalkması ve yabancı sermayenin ülkeye girmesi, özelleştirmelerle kaynak yaratılması hedefleniyor. Bununla birlikte, bu politika, bir yanılsamadan ibaret olmasının yanı sıra, pratikte hiçbir somut değişim yaratmış da değil.

Kağıt üzerinde ve karşılıklı temenni görüşmeleriyle sınırlı kalmış bu politikanın hayatı geçmesi halinde ise Suriye, bu kez Batı emperyalizminin ve bölge ülkelerinin bir yarısömürgesi haline gelecektir. Ülkenin zenginlikleri yerel ve uluslararası sermaye tarafından yağmalanırken, ülkenin emekçileri sefalet ücretlerine mahkûm edilecek ve ağır yoksulluk içinde bulundan emekçi halkın yaşam koşullarında belirgin bir iyileşme yaşanmayacaktır.

Oysa, “özgürlük ve onur” talepleri için devasa bedeller ödemiş Suriye halkının acil ihtiyaçları çok daha farklı bir ekonomik programı gerekli kılıyor. Bu program uluslararası güç dengelerini, emperyalizmin dayatmalarını ve bugüne dek ülkenin zenginliğini yağmalamış oligarşik kesimlerin isteklerini değil emekçi halkın acil ihtiyaçlarından yola çıkmalıdır. Bu politikayı “gerçekçi” bulmayan, “maceracı” olarak nitelendirenler, emekçi halkın içinde bulunduğu acımasız gerçeği değil emperyalizmin ve sermayenin dayattığı “gerçekliği” referans almaktadır.

Biz bu dayatmayı reddediyoruz ve ülkenin zenginliklerinin derhal emekçi halkın acil ihtiyaçlarının karşılanması için seferber edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bunun için Esad oligarşisinin ülke içindeki tüm varlıklarının tazminatsız olarak kamulaştırılmalı, ülke dışına kaçırdıkları servet geri getirilmelidir. Ülkedeki yıkımın baş sorumlularından İran ve Rusya’ya borçlar iptal edilmeli, bu ülkelerle ilişkili şirketlerin varlıklarına el konulmalıdır. Esad rejiminin sorumlusu olduğu kamu borçları reddedilmelidir. Vergilerin temel kaynağı yoksullar ve işçiler değil, büyük servetlere yüksek vergiler uygulanarak zenginler olmalıdır.

Bu şekilde elde edilecek kaynaklar halkın barınma, gıda, ulaşım, sağlık, eğitim gibi en acil ihtiyaçlarının karşılanması için merkezi ve halkçı bir planlama temelinde kullanılmalıdır. Böyle bir planlamanın temel önceliklerinden biri, yoksul köylülerin desteklenmesi ve tarımın halkın ihtiyaçları temelinde yeniden yapılandırılmasıdır. Topraklar topraksız ve yoksul köylülere dağıtılmalıdır. Devlete ait tarım arazileri yerel kırsal toplulukların denetimi ve yönetimi altında işletilmelidir. Büyük kapitalist çiftlikler işçi denetimi altında kamulaştırılmalıdır. Yerinden edilmiş, evleri yıkılmış vatandaşların barınma sorununu çözmek için acil bir seferberlik ilan edilmeli, bir kamu programı oluşturulmalıdır. Bu ekonomik seferberliğin etkin ve hızlı bir şekilde gerçekleşebilmesi için bankacılık ve finans sistemi kamusal olmalı ve merkezi ekonomik planın parçası olmalıdır. Petrol ve doğalgaz kaynakları yüzde yüz kamusal olmalı ve kâr amaçlı değil, ülkenin tüm halklarının faydalanacağı şekilde işletilmelidir. Ücretler derhal insanca yaşama imkân verecek seviyeye yükseltilmelidir.

Emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele

Esad rejimin sahte bir antiemperyalist retorik kullanarak pratikte ülkeyi Rusya ve İran’ın bir yarısömürgesine dönüştürdü. ABD ve Batı emperyalizmiyle hiçbir zaman ciddi bir sürtüşme yaşamadı. ABD’nin Irak’ı işgalini destekledi. Her şeyden önemlisi emperyalizmin bölgedeki karakolu olan Siyonist devlete Golan’ı teslim etti ve İsrail’in kuzey sınırının bekçiliğini üstlendi. 

Geçici hükümet ise, ulusal egemenliğin geri kazanılması ve dış askeri güçlerin ülkeden çekilmesi konusunda şu ana dek yalnızca bahaneler üretti. Halkın savaştan yorgun düştüğünü, askeri zayıflığı gerekçe göstererek Siyonizmin güneyde işgali genişletmesine sessiz kaldı, Türkiye’nin kuzeydeki askeri kontrolüne, ABD’nin askeri varlığına ve operasyonlarına, Rusya’nın sahil bölgesindeki askeri üslerindeki varlığını sürdürmesine karşı tavır almadı.

Biz ülkenin müdahaleci dış güçler karşısındaki zayıflığının askeri veya teknik değil politik bir mesele olduğunu vurguluyoruz. Dış politika iç politikanın kesintisiz devamıdır. Ülkeyi sekter ve ulusal bölünmelerle yönetmeye çalışan, halkın geniş kesimlerinin meşruiyetine dayanmayan bir hükümet dış müdahaleci güçler karşısında asla ülkeyi savunamaz. Dolayısıyla, Süveyda halkıyla, Kürtlerle barışamayan, onların desteğini alamayan bir ulusal hükümet, ülkede süregiden işgallere karşı da sesini yükseltemeyecektir. Dolayısıyla, askeri işgaller karşısında sorun Suriye halkının savaş yorgunluğu veya teknolojik dezavantajı değil, geçici hükümetin antidemokratik ve sekter politikalarıdır.

Bizler ülkedeki askeri işgaller ve ulusal egemenliğin geri kazanılmasında hiçbir bahaneyi ve teslimiyetçi politikayı geçerli bulmuyoruz. Koşulsuz biçimde tüm askeri güçler ülkeyi derhal terk etmeli, yabancı askeri üsler kapatılmalıdır.

Soykırımcı Siyonist devlet varlığını sürdürdükçe bölge halklarının barışa ve huzura ermesi mümkün değildir. Bölge emekçi halklarını boyunduruk altında tutabilmek için emperyalizmin kolonyal projesi olarak kurulmuş işgal devletiyle barış içerisinde birarada yaşamak asla mümkün olmayacaktır. Soykırımcı devlet Golan Tepeleri de dahil olmak üzere işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir. Soykırıma karşı kahramanca direnen Filistin halkının koşulsuz biçimde yanındayız. Yıkılsın Siyonist İsrail devleti! Nehirden denize özgür Filistin!

Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın haklarının tanınması ve bunların yaşamın tüm alanlarında uygulanması, mevcut aşamada mücadelenin merkezi cephelerinden birini oluşturmaktadır. Kadınları eşit bireyler olarak değil, yalnızca ailenin üyeleri olarak gören ataerkil sistemi reddediyoruz. Esad rejiminden miras kalan ayrımcı yasalar ve uygulamalar kaldırılmalı ve kadınların toplumsal yaşamın tüm alanlarına özgürce katılımını güvence altına alacak gerekli önlemler alınmalıdır.

Bu bağlamda, öncelikle medeni kanun kadınlar için tam eşitliği güvence altına alacak şekilde değiştirilmelidir. Annenin çocuklarına kendi vatandaşlığını herhangi bir kısıtlama olmaksızın verme hakkı tanınmalıdır. Siyasi ve idari yaşamda kadınların gerçek temsiliyetini sağlamak için kadın kotası gibi somut önlemler benimsenmelidir.

Aile içi şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kadınların özgürleşmesini ve toplum içindeki katılımını engelleyen tüm ataerkil biçimlerle mücadele edilmelidir. Kadınların kaçırılması vakalarını ele almak ve tüm faillerin kesin biçimde hesap vermesini sağlamak için etkili yürütme yetkilerine sahip bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmalıdır. Kadınların katılımıyla şiddet ve tacize karşı gerekli yasalar hazırlanmalı, kadınlar için şikâyet ve destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Toplumsal adaletin sağlanması için sanayi ve tarımda, çalışma yaşamında ücretlerde ve haklarda tam eşitlik güvence altına alınmalı, kadınlar ve erkekler için adil koşullar ve eşit fırsatlar sağlanmalıdır.

Devrimci partinin inşası ve bir işçi ve halk hükümeti için!

Suriye siyaseti eski rejim ve geçici hükümet arasındaki bir ikiliğe sıkıştırılmak isteniyor. Bu ikilik bir yanılsamadır ve Suriye siyaseti bundan çok daha geniş bir boyuta sahiptir. Biz bu yapay ikiliği reddederek devrimin “özgürlük ve onur” taleplerinin gerçekleşmesi için Şara yönetiminden ve kapitalistlerden bağımsız bir siyasi alternatifin inşa edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Emekçi halkın ekonomik ve demokratik özlemlerini birbirlerine kopmaz biçimde bağlayarak temsil edecek bir partinin inşasıyla, bir işçi ve halk hükümeti hedefiyle hareket edilmelidir.

Esad rejimi, sözde antiemperyalist retoriğinin yanı sıra, sol ve sosyalist bir maske kullanarak emek düşmanı diktatörlük rejimini meşrulaştırmaya çalıştı. Başta Suriye Komünist Partisi olmak üzere bu rejime şartlı veya şartsız destek veren sol partiler de bu yanılsamayı güçlendirerek sosyalizme ihanet ettiler. Esad rejiminin mafyatik kapitalizminin sosyalizmle, solla en ufak bir ilişkisi yoktur. Sosyalizm ücretli emek sömürüsünün ortadan kalktığı sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir toplumun adıdır. İşçi sınıfının ve emekçi halkın özyönetim organlarına dayanarak baskı ve sömürü düzeninden kopulması, işçi ve halk hükümetlerinin kurulmasıyla ulaşılacak bir süreçtir. Esad rejimi ve destekçilerinin sosyalizmi, solu bir devlet kapitalizmi diktatörlüğüne indirgeyen çarpıtmasını reddediyor ve sosyalizmin gerçek biçiminin işçi demokrasisine ve enternasyonalizme dayandığını vurguluyoruz.

Özgürlük ve Onur Hareketi

Popüler Yazılar